30 Eylül 2013 Pazartesi

Hafta sonu Eskişehir


Aranızda Eskişehir'i, hadi onu da bırakın,demiryollarını sevmeyen var mı bilmem.
Ben her ikisini de çok severim.

 Cıvıl cıvıl gençlerin doldurduğu caddeleri, kafeleri, şeker kutusu gibi evleri, Porsuk Çayı ve
 yenilenen yüzü ile hep gülümseyen bir şehirdir bana göre Eskişehir.

Demiryolları ise tuhaf bir hüzün saklar içinde.
Öyle kendi halinde, acelesiz ve hayattan yorgun insanların ulaşım seçeneğidir sanki.

Ben gecenin bir vakti yola çıktığımdan güzelim Ankara Garı'nın fotoğraflarını çekemedim .
Ama, gelecek sefere, söz!

Garın fotoğrafları yok ama perondaki anlamlı serginin var :)
"Demiryolcu Çocukları Resim Sergisi"



                                        Her resmin altına ne hikayeler, ne şiirler yazılır değil mi?


7 den 70'e her yaştan ressamın eserleri var sergide.
Ankara da olup da yolu yakınlarına düşenler mutlaka ziyaret etsin derim .
Küçücük ellerin maharetine hayran kalmak, 
ya da  gönlünüzdeki resmi başka birinin nasıl olup da yapabildiğine şaşmak için.


  Bu şehre gelip Haller' e uğramamak olmaz!



Biz gittiğimizde Satranç Şampiyonası varmış.
Burada da gençler, büyüklerle yarış halindeydi

Aklıma lise yıllarında satranç kulübüne üye oluşum geldi...Nasıl sıkılmıştım.
O zaman anlamıştım planlı programlı, 
sonrasını, daha daha sonrasını düşünerek davranmanın bana göre olmadığını :)

Benim oyunum tavla. 
Biraz şans, biraz akıl, çokça şaka...Tıpkı hayat gibi.


Burası Odunpazarı'nda bir çay bahçesi.
Hani şu köy meydanlarında olur ya, işte öyle.
Tahta masaları, sandalyeleri, ağır aksak iş gören çalışanları, hep aç kedileri...



 Tepenizde çınar, kestane ağaçları. Bir de güzelim sonbahar güneşi.
Zaman tembel tembel akıyor böyle anlarda.



Ne güzel bir ağaç!


Biz çayımıza kardeş olsun diye haşhaşlı çörek aldık karşı fırından.
Mis gibi, taptaze. Yapan, satan, fırının sahibi aynı genç hanım.
Az aşağıda sadece kadınların tezgah açıp elişlerini sattıkları pazar var. 


Oh, afiyet olsun kuzum!


Çarşı ortasında bu minik evler masal kitaplarından çıkma sanki.
Karşı tarafında bir turşucu var ki, bayılırsınız.
Minicik dükkan, türlü çeşit turşu dolu renk renk kavanozlar.


Geceler gündüzler kadar sesli, kalabalık burada.
Lakin Porsuk Çayı inadına sakin. Sanki akmaya üşenir gibi.



Lüle Taşı yüksükler dünyanın farklı ülkelerinden arkadaşlarımın siparişi.
Ne zaman alsam, ne kadar alsam bana hiç kalmıyor.
Biri İspanya ya, biri Costa Rica...Diğerlerini unuttum bak!


Biliyor musunuz, benim Malezya dan da bir arkadaşım var.
Adı Umi. Sadece resin sandalet magnetler ve hatıra tabaklar biriktiriyor.
Bu da onun için. Nasıl sevinecek!!


Bu sabah dönüş yolunda, YHT'nin penceresinden çektiğim görüntü.

Şimdi; iş, örgü, tv de dizi zamanları başladı.
Yeni hafta hepimize huzur ve güzellik getirsin inşAllah.

25 Eylül 2013 Çarşamba

İstanbul



İstanbul
Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul

Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul

Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul

Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul

Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul

İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Bir sonbahar gecesi Perre Loti.


Kuzen kırk kere isteyince oluyor!
" Gelmiyorsun, gelmiyorsun " dedi durdu...Gittik işte.




İş gezisi de olunca gündüzler hep dolu.
 Ben de gecelerde ve dönüş yollarında çekebildim fotoğrafları.
Ama ne gam! İstanbul hep güzel, her şeye rağmen güzel...
İşte gecenin bir yarısı Eyüp sokakları,






Ve Haliç.


Aksaray-Vatan Caddesi. 
Ah, çocuk ayaklarımın arşınladığı, koştuğu yollar.



Sonra Karşı...
Karşı demek Kadıköy demek, Üsküdar demek, Çamlıca demek, Moda Sahili demek..
Daha neler demek isteyip, bir türlü diyememek.





İstanbul, kahve kokulu dost sohbeti ile daha da güzel.
Serpil yazın Küçükkuyu da, sonbaharda İstanbul da her gidişimi şenlendiren zarif arkadaşım.
Yine görüşelim olur mu?


Kadıköy.



Moda dan denize bakış.

Sonra Harem. Ve yine Ankara.


 (Uzun yokluğumun bir bölümünü açıklamış oldum böylece :)
Kalanında yaptıklarımda öyle önemli şeyler değildi zaten.
Sizden az çok haberim var. Yazamasam da bakıyorum hepinize.
Aklımdasınız!)


6 Eylül 2013 Cuma

Hayat Geçip Giderken




Çocukluğum, okul yıllarım, ilk gençliğim velhasılı ömrümün tanığı geldi Ankara'ya.
Epeyce zaman olmuş bir okul bahçesinde sevdiğimizin sınav heyecanına ortak olmadığım.
Bahçe duvarına oturup böyle bekledik.


 İki gün boyunca, onu ağlattım, güldürdüm, kızdırdım, onu uykusuz bıraktım.
Sonra da onunla  klasik bir Ankara Turu yaptım.


                            Hep önünden geçtiğim, lakin ilk defa o gün içine girdiğim bu camii ye bayıldım.
                                                  Nerede, hangisi olduğunu yazmayım.
                                         Ayrı bir paylaşım konusu olacak kadar güzel çünkü.


                                          Güpgüp'ün battaniyesinden sonra, bir de hırka ördüm.
                            Aslında Nazan başladı, çoğunu da ördü, ben devam ettim :)) Ortak yapım oldu.

                                     ( Nazan'ın daha önce ördüğü burada, çok sevimli değil mi? )
                                       

                                              Bitince çok güzel olacak ama toparlaması kaldı. 
                                Bir örüyor bir söküyorum, bu aralar biraz dalgın mıyım nedir?
                           Ya da bu Güpgüp inatçı bir çocuk olacak. Ne bileyim öyle derler ya...

                                                Modeli sevdim, bir tane daha öreyim diyorum.
                                           Sırada hazırlık yapacağımız bir bebek daha var zaten.
                                                        Gelen kısmetiyle gelirmiş ya .




Hafta sonu Piraye Cafe'nin serin bahçesindeydik.
    Sonbaharın ilk günlerinde, henüz sararmamış yapraklar altında tanıdık yüzlerle karşıladı bizi.


                         Hüsnü Arkan'ın daha önce sıkça bahsedilen kitabını getirdi arkadaşım,çok beğendim.
                                             Tamamını neredeyse bir günde okuyup bitirdim. 
Böyle olunca kahramanlarını,mekanlarını  kendimce şekillendirdiğim bir film izlemiş gibi oldum :)
Bir dönemin farklı hayatlardaki etkilerini okumak hoş oluyor.


Blanca dan ( Panama ),


Claudia dan ( Arjantin)


Ve Elsa dan paketler aldım.


Her birine paketler gönderdim.

Herkes ne kadar aynı ve ne kadar ayrı yine şaştım.
Birbirini çocukça sevindirmekten mutlu olan bir grup kadınız biz.
 Benzer kaygıları taşıyan, aynı telaşlarla koşturup duran kadınlar
 arada kendimiz için de küçük güzellikler yapıyor, gülümsüyoruz.

Sizlere de gülümseten bir hafta sonu diliyorum.
Sonbaharlarınız  hep güzel geçsin efendim.



Ayvalık Antikacıları

İyi ki gelmişim dediğim Ayvalık da pasajın adı benim içeriye süzülmeme yetti. Kocaman paralarla opalinler, Bavyera kristalleri...