29 Haziran 2013 Cumartesi

Hacı Bayram Demişken



Geçen hafta sonlarından birinde son halini görmediğim Hacı Bayram ve çevresini dolaştık.
Ankara ya ilk geldiğim yıllarda bu semte uğrar,  yılların yorgunu ahşap evlere, camilere bakıp;
 "keşke restore edilseler" derdim.
Fakat restorasyondan kastım, neredeyse yeniden inşaası değildi elbet.
Yazık ki güzelim camii içi ve çevresi sanki yeni yapılmış gibiydi.
Olduğu gibi korunmak üzere bir bakım yapılması başka bir şey herhalde.
Üzüldüm.




Çevre düzenlemesi yapılmış alanda,
serilip taze çimenler üzerine yemek yiyenleri, uyuyanları özellikle görüntülemedim.
Onları sizin hayalinize bırakıyorum.
Şöyle ki, ramazan günleri Eyüp Sultan Hazretlerinin Türbesi etrafında,
kabirlerin üzerinde iftarını yapanları gözünüzün önüne getirin.Onun ufak çaplı bir versiyonu.
Ah yurdum insanı, ah! İyisin, hoşsun da...
Neyse...İşte öyle.

*******



Roma Hamamı;
Bakalım burası ne hale gelecek?
Sonunda Roma Hamamı yerine Fin Hamamı yapıp hizmete açarlarsa şaşmam bu defa.




Kahve molası yine Gramafon Kafe de.
Bir de yağmur bastırmaz mı? Hem de sağanak halinde, hem de sokaklardan sel akıtırcasına.
Dışarıda kar yağarken de çok sevmiştim burayı.
Yağmur da da ayrı güzel.
Pikap da eski şarkılar, elinizde tavşan kanı bir bardak çay, karşınızda bir dost...
Daha ne olsun?


Gönlünüzce bir hafta sonu dileklerimle.






25 Haziran 2013 Salı

Seyahat Yastığı



 Geçen kış Şık Düğme 'de böyle taşıma sapları olan bir yastık görmüştüm. 
Üzerinde "Seyahat Yastığı" yazıyordu.
Benim gibi uzun yolculuklarda uyuyamayan biri için ne denli uygun olur bilmeden dikiverdim bir tane.


İlle de bir atraksiyonu olacak ya, bari cebi olsun. Dedim.
Bir de içi çıksın, kılıfı hemencecik yıkansın diye böyle içli-dışlı yaptım.




 Sonra tavşanım vardı bekleyen, onun dikişlerini geçtim. Kaşı gözü eksik ya,olsun.
O da olur bir gün elbet.
Son zamanlarda bir tembel, bir tembelim ki... Sormayın.
Elim kolum iş tutmuyor.
Bol bol okuyorum, dolap-çekmece düzenleyip bir dolu şey ayırıyorum.
Atılacaklar, verilecekler... Diye.
Anlayacağınız içim dar, dünya dar bana son zamanlarda.




 Neyse ki, arada böyle gülümsetenler de oluyor.
Janina Finlandiya dan bana sevdiği çaylardan yollamış.
Henüz tatmadım ama mis gibi kokuyorlar.


Seyahat, yastık, yolculuk demişken 
Belmek'in yıl sonu sergisinden bu taş bebekleri de sizinle paylaşmak istedim.
Ne güzeller değil mi?
Yastığı alıp koltuğumun altına yollara mı düşsem acaba ?

15 Haziran 2013 Cumartesi

Pikabımız Geldi :)


Evimizin küçüğü, tüm yaşıtları gibi odasını spor malzemeleri, kişisel bakım ürünleri ve giysilerle doldururken,
öte yandan raflarında kıpkırmızı eski çevirmeli bir telefon, daktilo ve eski el radyoları vardır.
(kime çektiyse bu çocuk)

Nicedir de pikap isteyip duruyordu. 
Sonunda iş yerinden bir arkadaşımız vasıtası ile fotoğrafta görülen AKAİ geldi.
Sevindirik olduk !
Sırada plak toplamak kaldı.
Şimdilik evde sadece Pink Floyd - The Wall var. Bir iki tane de 45 lik.
Pikabımıza iğne bulur bulmaz dinleyeceğiz inşallah.

Bugün benim Eski Ankara turum var kısmetse.
Hem plak ararım, hem eski kokuları, tatları.
Bakarsınız hepsini bulurum ne dersiniz?

Size de gönlünüzce bir hafta sonu dilerim.
Sağlık, huzurla.





10 Haziran 2013 Pazartesi

Güzel Ankara

 Meclisi, müzeleri, sokakları, parkları, seymenleri, gençleri 
ama ille de Atatürk'ü ile Ankara benim objektifimden size gülümsüyor.


























Huzurlu, barışçı yeni bir hafta dileklerimle.

6 Haziran 2013 Perşembe

Maskeler de Sahte !


" Maskeler de sahte " Demişti şairin biri.

Mati'nin İspanya dan gönderdiği paketin içinden bu mask magnet çıkınca aklıma geldi.




Ben onun gibi hem yüksük, hem ayraç koleksiyonu yapmıyorum ama 
bana yine de elleriyle işlediği bir ayraç göndermiş.



Bugünler de böyle yazılar yazmak zor, eli varmıyor insanın.
Lakin yıllarla birlikte ben de öyle bir direnç gelişti ki...

Susmak, haksızlık gibi, yenilmek gibi .





5 Haziran 2013 Çarşamba


3 Haziran 2013 Pazartesi




Tuhaftır benim büyük oğlum.

Küçük bir çocukken bana yara kabuklarını hediye ederdi.
Büyüdü,bir apartmanın çatısından üzerine sıkılan biber gazı kapsülünü getirdi...

Dedim ya, tuhaf bir çocuk (!)