28 Kasım 2014 Cuma

İstanbul ve Bir Düğün Hikayesi


Canımın içi İstanbul.
Nereden baksan güzel. 
Hüzünlü şehir, seni çok özlüyorum...


Yeğenim evlendi geçenlerde.Biz kınaya gidemedik ama ben kına yaktım yine de.
Aslında iyi ki de gidemedik.
Gelinin annesinden ve hatta gelinden çok ben ağlıyorum. Hem de  kırk çeşme pınarı gibi.


Ablası gidiyor, sıra bu sarı kızda.
İki kuzen değil, iki kardeş gibidir bu ikisi.
Huyu suyu çok benzer birbirine. Bir de sırdaştırlar ki, sormayın gitsin.


 Gelinleri, gelinlikleri, törenleri severim ben. Telaşlı, coşkulu, mutlu günler oluyor.
Çoktan görmediğiniz eş, dost, akraba biraraya geliyor.
Sofralar kurulup kalkıyor, sohbetler edilip çaylar kahveler içiliyor.
Hayat bayram oluyor :)


Hadi bakalım, kızlar gidince sıra sende Küçüğüm ;)


Yaz, yaz...Alp yaz, Korhan yaz, Enes, Altuğ yaz, Hande yaz....
Benim liste bu kadar. Bakalım hangisinin adı silinecek ayakkabının altından ?



Gelinin kuşağını sizde kim bağlar?
Bizde küçük erkek kardeş bağlar. Kardeş yoksa, kuzen ne güne duruyor.


" Paketledim, artık gidebilirsin" gülüşmesi :))


"Hoşçakal Zeus"


Terzi elin kırılsın, amanın dar geliyor düğmeler durumu.

" Ben sana; zayıfla biraz. Demiştim değil mi :) "


Hadi, Allah mesut etsin !


Bir yaş daha aldım zamanın elinden.
 Çocuklar hatırlamasa, ben çoktan unutmuştum aslında.
Pasta yok. Muhlama, mısır ekmeği, laz böreği var...Oh, iyi ki var...

Sizinde ağzınızın tadı hiç bozulmasın.
Sevdiklerinizle beraber, şerbet gibi bir hafta sonunuz olsun.


12 Kasım 2014 Çarşamba

Sibel'in Hobi Dünyasında

(Fiamma Şule, bendeniz, Dolunay, Bahar, Nalan ve Serpil Abla ve
bu fotoğrafda yer almayan Nurayca Tasarımların zarif sahibesi Nuray Hanım hep birlikteydik)

*******

Cumartesi günü demiştim ya size " Hayat Sokakta" diye.
(bknz: bir önceki yazı )
Sokakta değil de, hayat Sibel'in Hobi Dünyası'ndaymış  meğer :)

İstanbul dan konuklarımız Şule ve Serpil Abla cuma günü Ankara ya geldiler.
Cumartesi öğle vakti Sibel'in Hobi Dünyası'nda buluştuk.
Ne eğlendik, ne eğlendik....Konuş konuş bitmedi hiç bir şey.
Zaten konuşmayı hiç sevmem ya (!) yoruldum resmen.

Bir taraftan ona bak, buna bak. Onu sor, buna dokun...


 Bu güzel atölyenin hikayesi ise şöyle;

Geçen bahar Sibel oturduğu apartmanın giriş katındaki bu mini mini daireyi aldı,
Ama nasıl bir macera ile, nasıl bir stres yaşayarak bilemezsiniz.
Sonra emek, sabır ve zevkle bu şirin hale getirdi. Ellerine sağlık, pek de iyi etti.
Şimdi istediği saatde evinden çıkıyor, hoop atölyesinde.
Eşi ile birlikte ahşap objeler hazırlıyorlar boyama sevenler için.
Sipariş de çalışıyorlar, bilinen modelleri de. İsterseniz boya, vernik...ne lazımsa yanında veriyorlar.
Yakında bu şirin atölyede workshoplar da düzenleyecekler inşAllah.



Ben bir teklif aldım bile amigurumi üzerine.

Bir gün hep birlikte "Captain Cute The Prite Teddy" öreriz belki.
Ya da " Fuzzy Panda" Ne dersiniz?




Şule'm, Müzeyyen Hanım'cım ve Sibel.


Gül, gül Sibel'cim.
 O güzelim horozu ben alsam ben de öyle gülerdim valla.
Müzeyyen Hanım'ın eline sağlık. Benim etkinliklerimin değerli bir katılımcısıdır kendisi.


Sultan Hanım kahve keyfinde :))
Biraz da yorulmuş mu ne?



 Acıktığımda bu masa gözümün önüne geliyor kaç gündür.


Siz kendinizi çekin, ben sizi :)
Nalan laf atadursun, Bahar'ın yakışıklısı hiç birimize pas vermedi.
Hatta aramızda en aklı başında, sakin olan oydu :)


Nalan'ın meşhur eldivenleri. Renk renk örmüş bi güzel.
Bunlar sipariş üzerine İstanbul'a gittiler.




Öyle kuru kuru kahve fotoğrafı olur mu hiç?
Aldım elime fincanı gezdirdim durdum.
Oraya mı koyup çeksem, buraya mı diye.



Kalpler, matruşkalar, mantarlar...Baksanıza deniz feneri bile var.
Kim, neyi severse artık ;)


Şule'nin kişiye özel kocakarıları. Bu defa Nalan'ın kızını çalışmış. 
Elinde babasının bisikleti ile.
Sen zorsun dedi.
Eline ne vereyim...Nakış mı, örgümü, fırça mı, kalem mi....Zorsun, zor...
Allah ne verdiyse .Dedim ben de.

*********
10 Kasım Pazartesi günü 
Tandoğan da tekrar buluştuk.


Bu güzel, çoşkulu kalabalığın parçası olduk.
Hüzünlendik, gururlandık...Bir kez daha minnet duyduk.








Ayrılık vakti geldi çattı sonra...
Yine gelin güzel dostlar.
Biz size doyamadık...


8 Kasım 2014 Cumartesi

Pazar Günü Antika Pazarı



 Aylardır uğrayamadığım Ayrancı Antika Pazarına geçen hafta sonu yolum düştü.
Hava çok soğuk ama pazar yine çok kalabalıktı.
Ben yine her tezgahta farklı öyküler duydum.
Her biri bana birilerini hatırlattı.



Bu işlemeler Banu için...









Bohemia yüksükler bana :)


Baston armaları canım, Beyza için. 
Çünkü böyle bir şeyin koleksiyonunu yapmak ancak onun aklına gelir bu dünyada :)

Sahi, siz onu pek bilmezsiniz. 

Daha çok Yüksük Koleksiyonu Bloğuma uğrar, bana umut ve neşe dolu mesajlar bırakır.
Çok gezer, çok bilir. Gittiği yerlerde beni de unutmaz, sevindirir.
(Bakın burada birazcık anlatmaya çalışmışım)


Fincanlar Colette'nin, kimseler göz koymasın!



Parfüm şişeleri sevgili Nathalie den başkasına uymaz değil mi?
Uzun zamandır paylaşmıyor ama ben biliyorum.
Sevgi ve ilgiyle çoğalmaya devam ediyorlar.


Pikaplar, plaklar Küçüğüme :)




 Hoparlör içi minyatür çalışması Fiamma'nın.
E, bayılıyo böyle şeylere ne yapayım :)

Ben bugün İstanbul dan gelen blogdaşlarımla buluşmaya gidicem.
Hava da günlük güneşlik. Sizde evde pineklemeyin n'olur...

Hem ne demişler;  "Hayat Sokakta" :))


Dilerim sevdiklerinizle, şen şakrak bir cumartesi geçirirsiniz.



Sağlıcakla.