27 Ağustos 2016 Cumartesi

Riga- Baltık Perisi

                          (int.den alıntıdır)
                                                           
                             Riga. Muhteşem Riga!                                           


Nihayet Çok merak ettiğim, gitmeye can attığım Letonya'nın büyülü başkenti Riga yolundayız.

Tallinn den Riga'ya çift katlı otobüslerle 4 saatte varıyorsunuz.
Biletinizi önceden  bir kampanyadan aldıysanız bu size 4 euro ya mal olabiliyor. 
Yanınıza pasaportunuzu almanız Riga ya gitmek için yeterli. Ona da sadece çıtı pıtı otobüs firması görevlisi genç kızlar şöyle bir göz atıyor. O kadar.
Otobüsler tertemiz ve son derece konforlu. İçinde lavabo ve istediğiniz kadar kullanabildiğiniz çay/kahve makinesi bile var. Tabii self service ! Çocuklar uyudu, ben yol boyu eşsiz manzaralara bakıp Riga için gezi notları çıkardım. Burada iki gün kaldık. Yetti mi? Yetti de arttı diyebilirim.
Direkt Riga ya  gidenler için koşturmacalı bir gün bile yeter. Bizim bir de Tallinn'e dönüş yolumuz var diye Alp'in daha önce gelip kaldığı otel de yer ayırttık.
Ay, ben otel dedim değil mi? Hadi Öyle kalsın :))



Riga otobüs terminali küçük ama içinde her aradığınızı bulabileceğiniz bir yer.


Bu alt geçidi kullanarak şehir merkezine doğru yürüdük. 
Ankara'nın banyo duvarı (!) görünüşlü geçitlerinden sonra burası beni gülümsetti doğrusu.






Bu kareler Old Town merkezinden. Zaten otelimizde buralarda bir yerde.


İşte geldik!





Amber Rooms :) tek çalışanı ile sevimli bir yerdi.






Yüklerden kurtulunca, doğru Kedili Ev'e !


Hani ticarete yeni vergiler koyan Belediye Meclisi'ne kızan tüccarın, çatıdaki kedilerin arkalarını özellikle Belediye binasına çevirttiği ev :=)


Kedi seven, sevmeyen herkes buraya ! E, sonuç olarak güzel bir protesto şekli ama :)
(Sonradan kedilerin yönleri değişmiş diye de küçük bir bilgi vereyim)






Bütün sokaklar merkeze çıkıyor burada da.




Bu kilise ve koruma altındaki bu heykel Baltık Denizi kenarında, kaldığımız otelin çok yakınında.






Tiyatro Binası.
 Sayısız kapı, sayısız heykel başı. Yazarlar ve unutulmaz oyuncularmış. Ne hoş!


Sokaklar, evler, kiliseler, parklar, heykeller... 
Hepsini tek tek anlatsam yüreğim yetmez, anlatmasam içime dert.


Ankara daki Küçük Tiyatro binasına benziyor :)





Bak, yine detaylarda kaybolucam şimdi!











Üç Kardeşlerin Evi.
Ben şu mavi boyalının sahibine pek acıdım. Kenara itilivermiş, küçücükte bir arsa payı vermişler garibime. Sanırsın Anadolu da kız çocuğu. Yok, hepsi erkekmiş bunların.





Bir Müze Evin içi.









Arka kapı bir gizli bahçeye açılıyor :) severim.







Gezdiğimiz sayısız kilise içinden bu fotoğraflar hangisine aitti, unuttum :(










Şehre girilen bir çok kapı var. Sokaktan sokağa geçilen bu kapıları çok sevdim.
Üstteki İsveç Kapısı. Bakmayın şehrin böyle tastamam durur haline.
 İsveçler, Almanlar ve Ruslar tarafından vakti ile istila edilmişler.
İsveç orduları da Riga ya bu kapıdan giresiymiş.


Bakın bu kapı ne güzel bir avluya açılıyor. Hadi buradan başka bir sokağa.


Amber tezgahları ve hediyelik eşya tezgahları. Satıcıların neredeyse tamamı bayan.


Yoruldum mu ne?







Müze kapalıydı, gezemedik.


Ama müze gibi evler, yapılar gördük.



Bakın, çatıda kitap okuyan biri var!












Şimdi sokak çalgıcıları size güzel bir şarkı çalsın, 
ben bir sonraki yazıda size Riga yı anlatmaya devam edeyim. 
Olur mu?


Ayvalık Antikacıları

İyi ki gelmişim dediğim Ayvalık da pasajın adı benim içeriye süzülmeme yetti. Kocaman paralarla opalinler, Bavyera kristalleri...