20 Eylül 2017 Çarşamba

Özlemişim Ankara'yı





Neredeyse üç ay uğrayamadığım sokaklarda beni özlemiş galiba.
Ulus, bayram sonrası sakin ve sıcacık karşıladı beni.



Ne amandır gitmek istediğim, listemde yazılı adının üzerine bir türlü çizgi çekemediğim,
 " Dantel Kafe " yi not aldığım Kale İçinde arayıp,bulamayıp vazgeçmişken dönüş yolunda 
karşımıza çıkmasına ne demeli?


Bu gezide Güneş arkadaşım bana güzel sohbeti ve adı gibi sıcacık dostluğu ile eşlik etti.
O da çok sevdi buraları benim gibi.



Kafenin bir bölüm sahaf.
Biz kahvelerimizi orada, o eski kitap kokuları arasında içtik.


Ah Pollyanna! Eski bir dost fotoğrafı gibi duruyordu sehpanın üzerinde.
Nerelerde bıraktım ben bu kitabı ?


Pirinç Han'ın bildik dükkanları,
 At Pazarı'nın sağıma soluma bakmaktan yorulmayı unuttuğum yokuşu... 


Tunalı D&R a uğramadan da olmaz ki!


Kuğulu Park da bir simit yemeden, o simidi kuğularla paylaşmadan...



Eski satanların vitrinlerine bakmadan...


Bayram tatilinde Karum'a bakıp anılara dalmadan...

Dedim ya özlemişim Ankara'yı :))


8 Eylül 2017 Cuma

Ölmez Ağacın Gölgesinde Kitap



 Bu yaz 4-13 Ağustos 2017 tarihleri arasında 
sloganıyla Zeytinli de düzenlenen Edremit Kitap Fuarı’na gittik.


 Zeytinli ye biraz erken gitmişiz. 
Standlar akşam 18:00 den önce açılmıyormuş. 
Gençler iki saat kadar denize girdiler, ben sahildeki çay bahçesinde oturdum.
Şükrü Erbaş'ın Bağ Bozumu Şarkıları vardı elimde, bir de soğuk limonata.
Vakit geçivermiş böylece.


,

Güneş solunca, gelmeye başladı kitap dostları bir bir.

Yeri gelmişken Zeytinli nasıl güzel bir yermiş! İlk kez gittim ve fuar alanını bulacağız diye de epeyce dolaştık. 1970 lerin yazlık mekanlarını hatırlattı bana.
Abartısız dükkanlar, geniş ve sakin sokaklar, denize karşı yanyana dizilmiş çay bahçeleri... Kaz Dağları'nın denize koşan suları...



                                                                                       (Görsellerden alıntı)

Çok fazla kitap almasam da orada olmayı sevdim.

Bu yıl gittiğim 2. kitap fuarıydı  İlkine ait fotoğrafları da buldum :)

Kocaeli Kitap Günleri


Yayınevi sayısı olarak Ankara dan daha iyi idi diyebilirim.
Her yaşa, görüşe, zevke hitap eden kitaplar vardı.
Lakin Zeytinli den aldığım kitaplar orada neredeyse iki katı fiyatla satılıyordu.
İyi ki beklemiş, oradan almamışım dedirtti.


Ayni günlerden bir kaç kare daha var


Yemyeşil bir vadi de yemek yemiştik eski dostlarla.


Bu evlilik tak'ının altında bir sürü fotoğraf çekmiştik.


Şehrin merkezine yakın bu yerin içi de çok güzeldi.


 Çayımız, kahvemiz , üzerine kısa bir yürüyüş yeşillikler arasında.


Kuş evi görünce dayanamayıp, hemen fotoğrafını çekiyorum nedense.


Bahçede bir prens :) Kur yapıp durdu dişisine.
Gövdesinin rengine bakar mısınız. Ne kadar güzel değil mi?


Kışa hazırlık, reçeller salçalar yapılır, turşular kurulur.

Ben de sadece kitap stoğu var.
Huzurlu, sakin bir son çeyrekte okunmayı bekliyorlar. 

Siz neler biriktirdiniz kış için bilmem ki .

Güzel bir hafta sonu dileğimle efendim.



4 Eylül 2017 Pazartesi

Ada da Bir Bahçe, Itırlı Bahçe




Seviyorum ben Bozcaada'yı arkadaşlar.
Tam bu noktada, hem de bu açıda, kaçıncı poz yıllar içinde bilmiyorum.

Yon-Gü-Tü

  (yok yok, bir Japon ortaklığının adı değil bu . Yonca-Güler-Tülin'in kısaltılmış hali.
Ortaya çıkışı bizce çok komik ve anlatması da bir o kadar  uzun.
Şimdilerde WhatsApp grubumuzun adı ) 

olarak Küçük Ev deki tatilimizin bir gününü ada turuna ayırdık.

Ben seviyorum ya.....Sevdiklerim de sevecek elbet !


Ada gezimiz günübirlik ama tahmin edersiniz ki, çok yazı çıkar bu garip üçlünün bir gününden bile.

Üç farklı karakter, aynı okul, birbirinin içine geçen 45 yıl.
Bazen farklı şehirlerde geçen zamanlar Yazılan mektuplar, gönderilen kartpostallar, ayrılıklar, kavuşmalar... Son yıllarda birlikte tatiller şeklinde devam ediyor. Bir ben uzaktayım.
 İyi ki de öyleyim. Yoksa hayatta gerçekleşmezdi bu kaçamaklar.

Vakti ile annelerimiz de dostlardı birbirlerine. 
Yazık ki üçünün birlikte bir fotoğrafı yok. Olsa ne yakışırdı buraya değil mi?

Ada  sokaklarından birinde dikkatimizi çeken bu sarmaşık saçlı kız oldu.



Hemen yanında bir tahta kapı.
Hani herkesin kalbinde bir "saklı bahçe" vardır ya.
Hah! işte sanki onun kapısı.


Gül ile dikiliverdik kapısına.
Meğer Yon, arkamızdan fotoğraf çekermiş. İyi de edermiş :))


"Itırlı Bahçe"

Biliyor musunuz eğer adada bir bahçem olsaydı ve eğer onu bir kafeye dönüştürmeye karar verseydim, tastamam böyle bir yer tasarlardım.

Kapısına sevdiğim şarkının güftesinden bir mısrağı tıpkı böyle el yazımla yazardım.


Simetri takıntımı bir kenara atar, kitaplığın raflarını gelişigüzel doldurur, ellerimi oğuşturup
 üzerinde yazdığı üzre birilerinin kitapları karıştırmasını dört gözle beklerdim.



Bu bahçeyi en çok ben sevdim.

Diğer ikilinin eski ile araları pek yoktur. O sebepten olsa gerek, her köşesi yılları taşıyan eşyalarla yorgun bu bahçeye pek rağbet etmediler.
Dönüş saati de iyice yaklaştığından o meşhur zencefilli limonatasını da tadamadım.

Zaman zaman sergilere ev sahipliği yaptığını öğrendiğim yerin sahipleri ile ayaküstü tanışmak istedim. Çalışan cici hanım, orada olmadıklarını söyledi   :(  Bence bu bahçenin günü değildi.


                                                        ( bu görseli internette buldum)

Ne dersiniz? Birçoğumuzun evinden böyle bir ambiyansın elemanları tastamam çıkar bence.



Geriye kaldı üç nal ve bir at.  Değil mi  ; )

Ah, bu arada bahçe de gerçekten ıtırlar var. Bakın hemen arkamda görünüyor koca bir kök.
 Mis kokulu bu çiçek "Fahriye Abla" şiirinin hatırlattığı gibi, çocukluğumda yaz kış yeşil bir saksı olarak annemin teyzesinin penceresinde olurdu.

İzin istedim, kırdım iki küçük dal. Sonraki günlerde suda beklettim, köklendi, 
Birini ektim lakin tutturamadım, korktum. Diğerini çiçek sever komşuma verdim.
Gelecek yaza üçümüz buluşalım inşallah dedim.

 Sen, ben ve bir saksı dolusu ıtır :))










2 Eylül 2017 Cumartesi

Yaz Bitti Bayramlar Geldi Ben de Geldim.


Merhaba



Mutlu Bayramlar herkese.


Yaz mevsimi bugün itibarı ile geride kaldı bile. 
Bu sabah kapımızı açtık ve  güzelim sonbaharı içeriye aldık. Ben sevdim bu geçen yazı.
Tam iki ayımızı Küçük Ev de geçirdik. Misafirler, küçük geziler, uzun uzun kahvaltılar, cıvıl cıvıl komşular ve kış boyu planladığım huzurevi ziyaretleri. Nasıl içimi hafifletti, anlatamam.
Öpülen eller, güler yüzler ..Ah,  ne çok şey var anlatılacak böyle.
 Maviye, yeşile bulandığımız kahve kokulu zamanlar bitti
Artık serin Ankara geceleri başladı. Ben tekrar teknolojiye kavuştum (!)
 Aklım, gönlüm size anlatmak istediklerimle dopdolu. 

Güzel günleri hatırlamak, güzel şeyler hissettiriyor. 

Hep hatırladığınız ve her defasında yüzünüzde güller açtıran bir bayram geçiriyor olmanızı gönülden diliyorum hepinize.

Bulut Gölgesi'nde sık sık buluşabilmek dileğimle !




16 Temmuz 2017 Pazar

Heidi Elbiseleri 2

Baslamadan;
bayramin hemen öncesinden beri Küçük Ev deyim. Internet erisimim yok. Lakin misafirim, denizim, rüzgarim cok bir yaz geçiriyorum.
Kavusmalar, ayriliklar, geziler, küçük mutluluklar, zor geçen kisin tortusunu içimizden atma çabasi günlerimizi dolduruyor. Sahildeki kafe den size ulasmak icin bir firsat buldum ama sayfalarinizi acamiyorum. Çoktan beri göremedigim, kapisini calamadigim icin vicdan azabi ceken komsunuz gibiyim.
Henüz buraya gelmeden hazirladigim paylasimlarimi okurken bunu bilmenizi istedim.
Bakmayin kusuruma. Yine gelin, hep gelin olur mu?
Söz,  telafi edicem ;))

                                            *~*~*~*~**~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*~*

Izniniz olursa simdi sizi böyle alayim :


Bir ayıcıkla, 



bir de kızgın kuşla bakalım kendisine. Kıskançlıktan öyle bakıyor bence :)



Yine sevimli aslanlar ve örgü robadan ibaret bir küçük elbise



ve diğerleri.....


Pembeler, turuncular, çiçek bahçesi etekler :) 


Elma elma düğmeler.

( Ne güzel masallar yazar Nurdan'ım bunlara )


Bitti mi? Bitmedi fakat bu yazı çok uzadı.
Kalanı bir sonraki buluşmamızda olsun.


Bu arada;




"Tanıştırayım, adı  Laila.
80 lerin başında, uzaklardan gelmiş.
Kendisi ömrünün son 28 yılını benimle geçirdi.İyidir,hoştur da laf aramızda biraz inatçıdır.
Bu yüzden arada birbirimize kızsak da, genelde iyi anlaşırız.
Öyle ki kaç defa işinden istifa etmeye, bırakıp gitmeye kalktı sayısını unuttum.
 Her defasında ne yapıp ettim, bu ayrılığa izin vermedim.
Parçaysa parça. Bulunmadı mı, kaynak. Yok o da mı kırıldı, çıkma. Olmadı, çakma...
Birlikteliğimiz böylece sürüp gidiyor.
Hele son zamanlarda pek bir samimi olduk. Bir nazarlık mı taksam ne ?"

Diye anlatmışım size sevgili arkadaşımı.

Son günlerde yine pek sıkı fıkıyız.
 Lakin, ona methiye düzecek halim kalmadığından, kendisinin de buralardan gelip geçmişliği varken,
buldum getirdim eski yazıyı.

Siz de eşyalarınızla duygusal bağlar kuranlardan mısınız benim gibi ?
İsim verir misiniz çantaya, ayakkabıya
Bak merak ettim şimdi :))





21 Haziran 2017 Çarşamba

Tüm Dünyayı Kucaklamak İstedim, Kollarım Yetişmedi











En sevdiğim şairin, en sevdiğim şiiri  yakıştı bence bu ayıcıklara.

Kucak açıp bekleyenleriniz, kavuşmalarınız çok olsun dostlar.


16 Haziran 2017 Cuma

Heidi Elbiselerim 1

Ramazan ayı gerçekten çok bereketli dostlar.
Bkz. BEN !

Evden cıkmadığımdan mıdır? mutfağa iftara yakın saatler haricinde uğramadığımdan mıdır ? nedir,
bir vakit bolluğu yaşıyorum ki anlamak mümkün değil. Uyku ile de aram çok iyi değildir zaten.

Sair zamanlar çoğu vaktimi yeme içme mi alıyordu acaba?
Duyan da masa başından kalkmıyor, somunu elden düşürmüyorum sanır.
Yok valla. Her şeyle doyar, taştan yumuşak ne varsa yerim elhamdülillah.

İşte bu vakit bolluğunda bir yumruk kadar ip, bir parça kumaşla yeni yeni bebek-çocuk elbiseleri,
tek parça örülüp dikişle şekillendirilen ayıcıklar hazırladım.

Kimi eş dost yakınına kimi  de kimin kısmetine olursa.
Sevgi Battaniyesi olur, hayır kermesleri olur, Lösev Serçev.... Ben de adres mi yok :)



Öyle de kaldı. Hani," ne iş yapıyorsun" diyen arkadaşlara, Heidi Elbisesi. desem.
Kimde " o ne ola ki? " demez.

*****
*Bir Aslan Miyav Dedi*
Ne şirin bir kumaş değil mi? Çok sevdim, bir model de daha kullandım.
Merserize ip, tahta düğmeler... Ay çok şirin oldu bu gerçekten.


*******



Biri tığ, diğeri şiş örgüsü.
Modeller bana ait. Diğer anlatımı ile ; uydurma.


Minik olan Fransa ya gitti. Dilek'in Paris Prensesine.
Güle oynaya giysin inşallah.




Efil efil , incecik tülbent gibi bir kumaşım vardı
Bir parça pamuklu ipim ve elbette zamanım.. O olmayınca olmuyor.

Sonunda tüm bunlar bana öyle iyi geliyor ki.

Evet, biraz az okudum son zamanlarda, az gezdim (mi acaba ? ), yaza merhaba etkinliklerini şöyle kenara attım. Ev taşıdık, düğün dernek derken..... Örgülerim yine avuttu beni.
Bu güzel ay bitmeden işlerim bitsin diye uğraştım durdum.

Haftaya yolculuk var Küçük Ev'e.

Zeytin ağaçlarına, iyota, maviye, komşulara, sabah kahvelerine, bayram ziyaretlerine kavuşmak var.

Belki içinizden oralarda yaşayan birilerine de.

Kim bilir?