27 Ocak 2017 Cuma

İzmit-Ankara-Arkadaşlar-Yollar


15 günlük karlı, yağmurlu İstanbul macerasından sonra,
Harem den kalkan otobüs henüz elime tutuşturulan kahveyi bitirmeden beni İzmit-Halkevi'nde indiriverdi.


Bu şehrin gözü yaşlı haline alışkın olduğum için yağmur hiç gücüme gitmedi.
Hani yağmasa, bir şeyler eksik kalacaktı sanki.
Kadıköy de bilet almalarına yardımcı olduğum üç İtalyan, yol boyu hiç susmadıkları için mi nedir
şakaklarıma yerleşen ağrı eşliğinde yolumu evire çevire, uzata uzata gittim varacağım yere.

Bir gün Kabristan ziyareti, bir gün arkadaşlarla yemek, gece kalmaları falan...
Hepsi hepsi iki gün.



Yine de huzur oldu, yerleşti kalbime.




 Gelenek haline geldi. Yaz, kış ne zaman gitsem, marinadaki bu emektar teknede balık yiyoruz.
Teknenin motoru yok ama ikinci kattaki salonun tam orta yerinde bir kömür sobası var :)
Garsonumuz beceremeyince biz yaktık, etrafına dizildik. 
Sobalı günlerin anıları eşliğinde bir güzel ısındık.


Bana göre şehrin simgesi olan Saat Kulesi teknenin içinden böyle puslu göründü.
İzmit (Nikomedia) 46 yıl Doğu Roma İmparatorluğu'na başkentlik yapmış bir yerleşim.


                                                                               
Kulenin bir de güzel fotoğrafı olsun dedim. Bunu buldum.


Bir de bunu.
Çünkü 
Kaldığım yerden geceleri aynen böyle görünüyordu körfez.




Atatürk heykelini anmadan olmaz!

O yıllar yılı bana hep batıyı gösterdi, ben doğuya gittim ne hikmetse.
Belki de Selanik'i işaret ediyordur. İkimizde oradan geldik. Diyerek :)
Ata'm ya, sen şimdi Selanik'i gösterirsin, ben Pekin'e falan giderim. Aman! diyeyim.

Aslında bakmayın siz sanayi şehri dendiğine, benim için okul yıllarımın, gençliğimin kenti İzmit.
Bu yüzden her ziyaretim aslında bir "Sıla-i Rahim"


Güler'in bakışında 40 küsur yılı birbirimiz hayatlarının içinde yaşamış olmanın şaşkınlığı, 
benim yüzümde ise mutluluğu var. Yoksa, uzaylı falan görmüş değil :)).

İlkokul yaşlarımızda o Eskişehir den geldi körfez şehrine, ben İstanbul dan.
Ben onun doğduğu şehir Ankara da yaşıyorum 17 senedir, o ailemin yattığı topraklarda hala.
Hayat nasıl da garip oyunlar oynuyor insanlarla değil mi?

*********

Şimdi çok özlediğim evimdeyim. 
Birikmiş bir yığın işim var. Ziyaretler, alış verişler, yeni yeni işler...
Söylemeden edemeyeceğim. Bakın bu "yeni yeni"nin altında çok güzel bir şey var.

Yakında anlatırım, haftaya belki de  :))

Arada böyle uzaklaşmak iyi geliyor galiba.,
Yoksa sabahın 5'inde, Ankara'nın ayazında, mahlep kokulu ışıklı bir pastanede,
şehrin uyanışını beklerken niye güler ki insanın suratı?




25 Ocak 2017 Çarşamba

İstanbul ve Kar ve Ben



Ha bugün, ha yarın derken 11 ay olmuş memlekete gitmeyeli.
On bir ayın sultanı gibi karşılanmak şöyle dursun, herkes " kar, kış seninle geldi" demez mi?
Ama ne geliş!
Evimiz bahçe katı, manzara güzel, gelen, giden de eksik olmayınca ilk bir kaç gün eğlenceliydi.
Yeğenlerle hamur işi partileri yaptım. Kestane de pişirdik. 
Bir bebek geleceği müjdesi ile sevinip, neşeli sofralar paylaştık.

Her zaman yanımda götürüp el sürmeden geri getirdiğim el işlerimin ipleri de bitince... 
Eee... Ne yapacağız şimdi? Oldum :)


Karda yürümek, bileğimi kırdığımdan beri korkulu rüyam olduğu için,
 beyaz örtünün kalkmasını beklemekten başka çare yok!


Site, kar altında adeta  Hogwarts'a dönüşünce, bak o camdan, bak öbür camdan.


Evin içinde bir oyun arkadaşım da var ama... Laf aramızda kendisi biraz tembel çıktı.





Karlar nihayet eriyip, fırsatını bulunca durur muyum, doğru Kadıköy.
Bana yine rahat yok, bir rüzgar bir fırtına, başımdaki kapüşon uçuyor.
Sonra, neye niyet, neye kısmet?
Barış Manço Evi diye yola çıkan ben, kendimi önce Balık Pazarın da sonra ipçi de buldum.


 Bu arada ben Ankara da yokken 20 tekerlekli sandalye bağışımız Sıhhıye deki 
SSK binasının konser salonunda güzel bir konser, eğlenceli bir gecenin ardından
 Türkiye Engelliler Derneği aracılığı ile sahiplerine verildi.
Bana da alttaki fotoğrafı gönderip, kim süsleyecek şimdi bunları? Diye not yazmışlar.
Eeee.... The Show Must Go On
Sadece Queen'in bir şarkısının adı değil ama değil mi?


Bir haftalığına geldiğim şehir, bana dönüş iznini on beş gün sonra verdi.
İstanbul'a gelip Eminönü'ne gitmeden, Kürkçü Han'a uğramadan, Mehmet Efendi den mis kokulu kahvemi almadan dönemem ya!


 İzmit'e geçmeden bir gün önce haydi yine Kadıköy.
İskele binasının içindeki bekleme kapısında eski heyecanlar.







Vapurun dışında durmak hayal. Ben de bir o yan, bir bu yandayım. 
Nasıl ve niye bu kadar özlenir ki bu şehir?





 Mahmutpaşa yokuşundaki hanlardan birinde gördüğüm bu Alaaddin'in Lambası
 gerçekten sihirli olsaydı, içindeki Cin'e sorardım belki


Karayip Korsanları ne bilsin ki?




Eminönü soğuk ve yağmurlu hava da bile aynı. Cıvıltılı, renkli...
Burada çocuk olmamak mümkün değil bana. Simit, lokma, kestane...Allah ne verdi ise artık.



Yeni Cami restore ediliyor. Göremedim bu defa nurlu yüzünü.
Karşıda Galata Kulesi, küsmüş gibi.
Onun ne umurunda? Demeyin. Benim çok umurumda çünkü :(

Bir daha ki sefere artık!




18 Ocak 2017 Çarşamba

Hediyelerimiz Edremit Kızılay Huzurevi'ne Sevinç Götürdü


Yeni bir yıl gelmeden bir kaç gün önce Edremit Huzurevi ile iletişime geçtim ve onların sıcacık, samimi yaklaşımı ile cesaretlendim. 
Çoğu gerçek ihtiyaç sahibi bu güzel insanları birazcık daha mutlu edebilmek adına 50 yeni paket hazırladım. İtiraf edeyim birazcık abarttım.
Bu süreçte bir çok telefon görüşmesi yaptık.Onlar da benimle kendi hazırlarını paylaştılar.
Salonlarını kendileri süsleyip, gönüllü gençlerin müziği eşliğinde ve Kaymakam Bey ve eşinin katıldığı bir kutlama yaptılar.



Bana da o güzel günden bir kare gönderdiler.



Mutlu ettiklerinizden bir tonton amca.



Ve, diğerleri :)


8 Mart ve Anneler Günü için orada yaşayan teyzelere şimdiden hediyelerimiz hazır.
Zaten topu topu 8 bayan sakini var.
Bizim de bitmeyen hediye stoğumuz :))

İşte böyle...
Yine sevgiyle çoğalan bir etkinlikler zinciri oldu çok şükür.
Emekleriniz, gönderilerinizle iki huzurevi, Lösev, Hacettepe Üniv. Hast. Çocuk Onkolojisi
ve Serçev'e uzandı elleriniz.

Sevindik, sevindirdik...

Ve
Yaz aylarında bahçelerinde bir çay içmek üzere sözleştik :)