16 Ekim 2018 Salı

Geldim, Geldim de Ne oldu?


Hani romanlarda falan olur;
 " yüzünde acı bir tebessüm ile duygularını gizliyordu" diye tabir edilir durum. İşte bu halim o duygunun görüntüye dönüşmüş şeklidir arkadaşlar.



Gitmeye gidemez, dönmeye dönemez bir halim var benim son yıllarda.
Yine de sayılı günler geçip gidince, ben de denize, 


bahçemize,


taşlara, kuşlara, Kaz Dağlarına, zeytin, çam ağaçlarına, deniz canlılarına,


hatta cansızlarına


bir sabah veda ettik.


Ankara nemli gözlerle karşıladı beni diyebilirdim ama doğrusu üşüttü hemen güneşe alışkın bünyeyi.


Ev boş sanıyordum ama bakın beni bekleyen biri varmış.
Hoş buldum :)


Sabah uyanıp penceren bakınca, bozkırın bizim siteye düşen payını buldum bahçede.
Her ay külliyetli miktarda ödediğimiz aidatlar ne oluyor ? demek için yönetimin yoluna düşesim geldi, gözlerim yaz boyu bunca yeşile alıştıktan sonra.


Gitmedim....Kızgınlığın verdiği o enerji ile Küçüğün odasını temizledim,


Sadece bir gün sonra kendimi Milli Kütüphane de buldum.


Yazlığa gitmeden yarım bıraktığım kitabımdan okudum bir bölüm.
Yara-Mehmet Rauf
Neredeyse tamamı diyaloglardan oluştuğundan mıdır, nedir?  Sonunda radyo tiyatrosu kıvamında bir şey çıkacak ortaya sanırım.



Sonra bir toplantı, bir koşturma... Yok yok TBMM de değil.
Kağıt çanta ile hava falan da olmaz ki. Denk gelmiş :) 


Yine akşamın çabuk olduğu, karanlığın ve serinliğin hemen düştüğü günlere geldik.

Kim icat ettiyse iyi etmiş şu kahve makinesini.


Ne yapıyorsun? diye soran arkadaşım için çekmiştim bu halimi.
Hasta mısın? diye sorunca, acile böyle pespembe giden ben yaşta birini hangi doktor ciddiye alır acaba? demiştim.

İşte arkadaşlar, geldim.
Geldim ve yokluğumda buraya yazamayışımın acısını kendimden çıkarıyorum.
Yani;
Saçma sapan, akılıma gelen gelmeyen, fotoğraf niyetine çektiğim ne var ne yok hepsini paylaşarak.

Ohh... Biraz rahatladım mı ne?





14 Ekim 2018 Pazar

Ayvalık Antikacıları




İyi ki gelmişim dediğim Ayvalık da pasajın adı benim içeriye süzülmeme yetti.
Kocaman paralarla opalinler, Bavyera kristalleri falan alabileceğimden değil de... 
Ne bileyim seviyorum geçmiş zaman tanıkları ile birlikte olmayı. Galiba onları toplayan, dizen, hepsinin hikayelerini bilen sahiplerini tanımayı daha çok :)


Tıpkı Bayan Maria gibi. Maria tatlı, tombul Gürcü bir kadın.Her objeyi kendi seçmiş, toplamış, getirmiş. Kocası Türkmüş. Fotoğrafının çekilmesini istemedi, ben de ısrar etmedim elbette.


Bu güzel yer ona ve eşine aitmiş. Biraz bilgim, biraz da koleksiyonerliğim mi etkiledi nedir?
Çalış sen burada, ne iyi olur. Dedi. Ben de içimden aynı şeyi söylemekle birlikte sadece teşekkür ettim. Tamam bazen tutuyor garipliğim, düşüyorum yola ama ... yok benim henüz prangalarımın tamamı kırılmamış arkadaşlar.


İşte bu duvarda beni uzun uzun konuşturan "dikiş yüksükleri"
Eh, bileyim bir şeyler değil mi? Bendekiler 1000 e yaklaştı söylemesi ayıp :))


Başka,


başka,


daha daha başka,


bir dolu dükkan.
Çok gezdim, çok dolaştım ve yoruldum.


Yemek için bir yer ararken bu bahçenin sağ yanındaki binalardan birinde bir açık kapıdan içeri
"kolay gelsiiin"le girdim.


Ankara dan bilirim, böyle dükkanlar Ulus da çok vardır ve tabiri caiz ise "eskici"dir.
Yani tam benlik! Aralarında her zaman istediğiniz gibi bir parça bulamasanız da "A! bu annemde vardı yada bu ne işe yarar?" diye sorup bilgilendiğiniz , duygulandığınız parçalara rastlama ihtimaliniz yüzde bir milyondur. Yukarıda görülen Yakup Bey, buranın sahibi. Ve burası öyle dükkan mükkan değil resmen adamcağızın mülkü imiş :)
 İyi de ben ne bileyim canım. Demir kapının parmaklıkları arasından bakıyordum, tam karşı duvarda yine bir kapı ama bu denize açılıyor. İçeride de bu eşyaları görünce daldım içeri. Önce kapı üzerinde tabela falan var mı diye baktım, yoktu. Olsundu. Böyle bir yer ancak ticarethane olurdu. Yok öyle değilmiş. Neyse ki müthiş bir akıl, inanılmaz bir bey efendilikle karşılaştım içeride. Türkiye'nin ilk makine üreticilerinden biri imiş Yakup Bey. Hatta ilk torna tezgahı, yorgun argın yemyeşil duruyor bir kenarda hala. Şimdi torunlarına istedikleri oyuncakları bunca malzemelerden seçtikleri ile farklı bir yorumla yine bu tezgahta yapıyormuş.


Onun ellerinde boynuz böyle güzel bir balık olmuş. Bana da sorup durdu.
Bu nedir biliyor musun? diye. Bildim, bildim hepsini :) Ben de az eskici değilim zaten.


Bu güzel tekne de her aksamı ile onun eseri imiş.
Ben de bir tekne yapsam böyle balık ağzı ve dişleri boyardım üzerine dedim :)
İşi var dedi. Dün geceki fırtına biraz hasar vermiş de.


Deniz yönünden bakınca bahçesi böyle küçücük bir yer.
Yan tarafta bir de dut ağacı vardı çıkmamış bu karede. Utanmasan altına bir sandalye atabilir miyim? diyeceğim bir ağaç.

*********



Yol üzerinde Burhaniye de Uçak Restoran'ı da gördüm.
"Uçak zaten içinde yemek yenen bir araç, farkı olsa olsa bunun tekerleklerinin yere temas ediyor olmasıdır " diye düşündüm. Yalnız şöyle bir şey var, yirmili yaşlarımda "uçaklardan uzak dur" diyen el okuyucusu biri yüzünden geliştirdiğime inandığım fobimi daha önce kafama neredeyse bir şişe pasiflora dikmeden kendisini görseydim. İçinde oturur, yemeğimi yerken korkumu da yenerdim belki... A! Ne çok yazdım ya :)

Bakın "sizi özledim" derken doğru söylüyormuşum değil mi?

10 Ekim 2018 Çarşamba

Yolculuk Nereye Hemşerim ?



Hasta ve moralsiz bir gecenin ertesinde, sabahın erkeninde, plansız-programsız (hiç bana göre değil)
yola çıkarsanız. hadi itiraf edeyim, siz yabancı sayılmazsınız; evden kaçarsanız, yaninıza aldığınız kitabın kapağına bir bakın derim. Hani çantadan bu isimle bir kitap çıkarsa işin hiç bir ciddiyeti kalmıyor söyleyeyim :)
Dakka bir, gol bir ! 
Neyse efendim, daha önce bir kere gittiğim Ayvalık, benim Küçük Ev'in tam karşısına denk geliyor.
Yani körfezin bir kıyısı ben, diğeri o. Karşıdan karşıya bakışıp duruyoruz, eski zaman aşıkları gibi.
Biliyorum o bana gelemez, bari ben ona gideyim dedim düştüm yola.
Aklımda hiç bir şey yokken sanıyordum ama beyin acaip bir şey arkadaş. Daha önce ora ile ile ilgili neyi depolamışsam, oradaki bir kaç saat içinde tek tek hepsini döktü ortaya.

Sabah sabah çorba içmek nedir ya hu? Hiç sevmem, denemişliğim bile yok. Ama ben bugün gezginim, hava serin ve evden başka yerde bir şeyler yeme konusunda acayip huylarım var.
Sonra mı? Gelsin, ezogelin!

Aslında buraya Ayvalık Sokakları ya da Ayvalık Evleri başlığında bir yazı yazacak ve altına çektiğim fotoğrafları ekleyecektim. Çünkü denizi hiç çekmemişim. Bahçe, sokak fotoğraflarının içinden şöyle bir parça mavilik olarak göründüklerini saymazsak.

Başlayalım mı artık?


Benim gibi ucu açık bir yolculuğa çıksanız bile, siz siz olun sırt çantanız içine doldurduklarınızla 
bin kilo olmasın. Sonra bu sokaklar bitmiyor :)


Pansiyon olanlar,


terk edilmişliği gereksiz bir utanç gibi yüzlerine yansıtanlar,


pencere altında bulduğu küçücük bir toprak parçasını kendine bahçe edinenler,


gördüğüm en güzel Fransız Balkonu ile süslenen camlar....


İlle de taş evleri ile


sonunda denize kavuşan sokaklar.


Farklı bir bakış oldu Ayvalık'a.
Sakızlı dondurması, Girit leblebisi, (ki yapan bir tek yaşlı Giritli amcanın kızgın kumda kavurduğu ),
ünlü tostu.... hepsi yine çok güzeldi ama ben bunların yerine bir dahaki yazımda sizinle Ayvalık Antikacıları nı paylaşmak istiyorum.
Olur değil mi?
;))




8 Ekim 2018 Pazartesi

Çöp (M)adam Tara Hopkins ve Ben ve Şenlik

Kargo şirketinin az önce bıraktığı koliye hazine sandiği muamelesi yapan bu tatlı kadın, benim yıllardır sosyal medyadan, tv den başarılarını içim giderek takip ettiğim sevgili  
Tara Hopkins. Nam-ı diğer Çöp (M)adam
20 kusur yıldır Türkiye de, 10 yıldan beri de Ayvalık da, bu kahvehaneden bozma güzelim atölyede, kadınlar için, çevre için geri dönüşüme kazandırdıkları malzemelerle harika projeler hayata geçiriyor.
Ben de karşı kıyıdan, ne zaman gidip tanışsam diye uzun zaman baktıktan sonra
bir gün aniden kapısını çaldım.
Gayet güzel Türkçesi ve bu kocaman içten gülüşü ile karşıladı beni.
Eminim herkesi böyle karşılıyordur. Ayvalik da tanimayan, sevmeyeni yok zaten onu.
Aklıma gelmişken, yolunuz düşerse " Şeytanın Kahvesi"ni sorun birine. Onun hemen yanında.
Tabii benim gibi Ayvalıklı olmayan birine sormayın :) Ben şahsen o bakışı unutamam :))
O günlerde "Ayvalık Film Festivali" organizasyonundan büyükce bir sipariş almışlar, 
yetiştirmek için çırpınıyorlardı. Ama nasıl güzel bir telaş anlatamam.
Yine de benimle ilgilendi, istediğim her şeyin fotoğrafını çekebileceğimi söyledi
 ve ben unuttuğun halde çıkışta kartını takdim etti.


Çöp Madam'ın en çok tanınan işlerinden biri, metal şişe kapakları kullanılarak üretilmiş cüzdan.
Aslında Çöp (M)adam daha çok cips paketleri, dondurma kapları, hazır çorba ambalajları ve benzerlerinden ürettiği çantaları ile ünlü.
Bu dolabın üst rafında da olacak. Sonra aynı sistemle neler yapmamışlar ki.
Galiba kalemlik görünüyor  vitrinin içinde.
 Yolunuza Ayvalık, aklınıza Sevgili Tara düşerse bu köşede, kedileri, çalışkan kadınları, yardımcısı bir içim su Katty ve güler yüzü ile sizi bekliyor olacaktır.
Ben kendisini en az yaptıkları kadar çok sevdim.Haftaya gerçekleşmesini planladığım şenliğimize de davet ettim."keşke Ankara da olsam" dediğinde de çok duygulandım :(
Dilerim Tara gibiler çoğalır, çoğalır kocaman bir ordu olur.
Bitirmeden, yıllar önce  izlediğim,
NTV de, Fark Yaratanlar da Tara Hopkins

****************
Bu arada şenliğimizin afişini paylaşayım sizinle.



Dua edin, her şey çok güzel olsun, olur mu?


Geldim, Geldim de Ne oldu?

Hani romanlarda falan olur;  " yüzünde acı bir tebessüm ile duygularını gizliyordu" diye tabir edilir durum. İşte bu halim ...