11 Aralık 2018 Salı

Seramik Atölyesindeyiz


Nasıl da duruyorum :) Bakan tabloları ben yaptım sanır.


İzmit deyken Güler'in seramik kursuna , misafir öğrenci olarak katıldık.


Önceden bizim için hazırlanmış kupaları beş dakkada boyadık ( yetenek böyle bi şey arkadaş)


Sonra kalan sürede diğer odaları dolaştık. 


Tablara baktık, inceledik ve evet, pek beğendik ;)


Öyle ki, biz yapmışız gibi de poz vermeyi ihmal etmedik.


Bu da öyle bir gün ve deneyimdi.


Bir başka gün bamya çorbası içmeye gittik Konyalı'ya.


Eski demir yolu, şimdi tramvay yolu güzergahındaki istinat duvarı üzerine,
şehirdeki yapıların replikalarını yan yana dizmişler.


Yonca'nın abisi Mete bizi sonbaharı tablo gibi yansıtan bahçesinde çaya davet etti.


Minderler kaldırıldığı yerden geldi, salıncağa yerleştik.
Fırından sıcacık poğaçalar çıktı, çay demlendi.... Ne güzel şey şımartılmak!




Gece de bu pamuk güzeli ile muhabbetimiz iyiydi.

Bol muhabbetli günler herkese.
Sevgimle



9 Aralık 2018 Pazar

Ankara da, Kasım da


Kuğulu Park





Ve Tunalı Pasajı'nın alt katı.








TESK Sanat Galerisi'nde resim ve hediyelik eşya sergisi.




Olgunlar da kitapçılar.


Perşembe Pazarı içindeki balık lokantası. 



Gece gece Sakarya Caddesi. 


Serpil Abla'm gelmiş İstanbul dan.


Bahçeli de ünlü 7. Cadde


Gökkuşağı Halk Ekmek de zeytinli poğaça, tereyağlı simit ve Kızılay mandalina :)
Tam da Milli Kütüphane 'nin önünde.
Seslendirme sonrası benim değişmez menüm.


Evimizin yanındaki park da erken çöken akşama inat keyif zamanlarımız.



Evde peynirli, otlu ekmek,


Maltepe de hamsi tava.


Her zamanki yerimizde arkadaşlarla kaçamak.


Sonra yollar, yollar...

Yollarınız sevgiye çıksın!




5 Aralık 2018 Çarşamba

"Baş Belaları"


Biz değiliz, yani bence biz değiliz.
"Baş Belaları" gideceğimiz tiyatro oyunun adı sadece.
Tesadüfe bakın ki, oyunda da tam tamına üç karakter var :))



Öncesinde bir kahve. 
Şöyle martılı, iyot kokulu, hafif dalgalı...


Sonra dooğru tiyatro salonuna.


Dost Elver'i ezelden beri severim.
Oyunda fark ettim ki, boşuna değilmiş.


Sabancı Kültür Merkezi içindeki bu kahve evine bayıldım.


Çıkışta da çay içelim bari.


Keyf!in .. Adı da güzel değil mi?


Bu niye burada?
Elbette kapağının içinde yazan, kalbimi orta yerinden vuran cümle için.


Aynı güzel tatta günlerimiz olsun inşallah.



30 Kasım 2018 Cuma

İzmit / SEKA Kağıt Müzesi


Tam olarak adı bu.
SEKA ilk açıldığının tam 80. yalında kentin hafızası niteliğinde kapılarını yeniden açmış.

Kasım başında ben yine İzmit deydim. İstanbul öncesi veya sonrası mutlaka uğruyorum.
Hayatımın en uzun dönemi hala burada. Ankara yetişir mi ona Allah bilir.
Bu defa hem gidişte, hem dönüşte konaklamam için daha çok sebebim vardı.
Boş olan yarım günde Yonca "Sen seversin, hadi müze gezelim" dedi.
Sevmez olur muyum?
Hem SEKA'nın benim hayatımda özel bir yeri vardır. İlk stajımı Seka Klor Alkali Tesisleri'nde yapmış, hayatımda ilk kez emeğim karşılığı para kazanmıştım.


Daha içeriye adım atar atmaz sevdirdi kendini bana bu güzel müze.
Bakar mısınız inceliğe? Emanet dolaplarının her birinin kapağında fabrikada emekçilerinin iş başında çekilmiş siyah beyaz eski fotoğrafları var.




Bu sokaklarda yıllar içinde tazelenen ayak izlerimiz var.







Deniz ve şehir arasında bir kale gibi idi gözümde.








Çok sevdiğim gar binası hala duruyor çok şükür.





Bu blok notlardan çocukluğumda bizim evde hep olurdu.
Milli bayramlardaki resmi geçit törenlerinde gazilerin, öğrencilerin geçidinden sonra, önce askeri araçlar, sonra itfaiye araçları, ambulans ve en sonunda da kasaları çiçek dizileri ile süslenmiş Seka'nın kamyonları geçerdi. Üzeri açık kasalarından yol boyunca töreni izleyenlerle yağmur gibi bu küçük defterleri atarlardı :)  Her sene benim "ödev defterim" olurdu bu blok notlar.
Vitrinin içinde gördüğüm anda gözlerim doldu. 
Hatta karton kapağın selüloz kokusu geldi burnumun ucuna inanın.


Kontrol panelleri ve daha bir dolu şeye de siz anlam yükleyin.













:)


Sosyal dönüşüm modeli ve endüstri mirası diye bahsediliyor bu müzeden.
Bu fotoğraf da sanki bu cümlenin içini dolduruyor.



 Mehmet Ali Kağıtçı Türkiye'nin ilk kağıt mühendisi ve SEKA'nın kurucusu.
İnanılmaz bir yaşam hikayesi ile idealist bir adam.
Ona ayrılmış Anı Salonu'nda kitapları, belgeleri, bazı eşyaları ile kağıda adanmış ömrünü anlatıyor.








Müzeye gelen gruplar randevu alarak, burada kendi kağıtlarını üretebiliyorlarmış.
Hatta çocuk grupları sonra kendi kağıtları üzerine orada resimler yapıyor, 
sergilenmek üzere müzeye bırakıyorlarmış.




Çıktığımızda akşam oluyordu. Bizler zaman tünelinde uzunca yol almış gibi yorgunduk.
Yine de görünmez ipler bizi bir süre daha oraya bağladı.
Bir türlü ayrılamadık.

Gezmek isteyen ama gidemeyenleri de unutmadım.
Lütfen buraya tık tık.