29 Ocak 2018 Pazartesi

Benim de Bir Çelinc'ım olmasın mı? Olsun, olsun :)

Ocak ayı bitmeden bunu yapmayı aklıma koymuştum.
Kim başlattı, kimlerde gördüm unuttum ama konu güzel ve bu benim ilk çelincım.

2017 yi 17 fotoğrafla anlatmak.

Haydi başlayalım;

OCAK


Ocak ayında İstanbul'a gitmiş, hava muhalefeti sebebi ile 15 gün kalmış soğuk moğuk dinlemeden gezmişim. Dönüş yolunda İzmit'e uğramış, eski dostlarla gelenekselleşen marinadaki teknede balık sefası yapmışız.

ŞUBAT


Nicedir hayal ettiğim, çalışma hayatı ile birlikte yürümesi imkansız olan bir güzelliği hayatıma nihayet katmış, görme engelliler için Milli Kütüphane de, bu sevimli minicik stüdyoda  kitap seslendirmeye başlamışım.

MART


Son yıllarda 8 Mart dedin mi? Gül burada!
 Hazır hayatımıza Cafe Burges de girmişken, dört beş gün tiyatro, konser, müze, çay, kahve, Kale ve uykusuz geceler şeklinde geçmiş.

NİSAN


Önce Bursa'ya, sonra Gelibolu'ya gitmişim.
İki ara, bir derede Bursa Kent Tarihi Müzesini gezip, bilimum türbe yatır camii arasında koşmuşum.



Ah Çanakkale! Ah Gelibolu! 
Yarım kalmış hikayeler, yaşanmadan biten hayatlar, toprak altında kalan gençlikler..
Her gidişinde ağlar mı insan? Ağlar!



TÜED Konseri sonrası ihtiyaç sahibi yürüme engelli dostlarımıza  bir yıl öncesinden almaya başladığımız tekerlekli sandalyeleri teslim ettik. Kimlerin emeği yok ki onların satın alınmasında?
Sadece birini söyleyeyim.. Her yaz kucağında kışın hazırladığı iğne oyalı yemenileri ile kapıma gelen, "bunları satın, parası ile sandalyelere katkı olsun" diyen, 80 ine merdiven dayamış Şadiye Hanım mesela.. Zekatını taa uzaklardan bunun için gönderen canım arkadaşlarım.. 
Birlikte el ele, ne güzel bir yolda yürüyoruz sizinle senelerdir. 


Elbette  Serçev ve 23 Nisan balosu. Bu bayram bana geliyor resmen ))

MAYIS



Baharın bu ayı, dağlara kırlara yeşili, çiçeği getirirken bize de bir peri kızı getirdi.
Canımın canı yeğenim evlendi.

HAZİRAN


Baharın, ramazanın Ankara da geçirildiği aydı.
Ramazan bereketi ne çok el işi yapmışım.

Bayramla birlikte deniz, dağ, güneş, iyot, konu komşu, börtü böcek, sabah kahveleri, izzet ikram, paylaşma zamanları da geldi. Yani Küçük Ev'e göç edildi.

TEMMUZ



Misafirlerim geldi, akşamların, sofraların, gezip tozmaların tadı geldi.
Foto Bozcaada dan :)

( A, bir de küçük yeğenim nişanlandı, Hendek'e gittim. Dönüş yolunda İzmit den bu ikiliyi kapıp yazlığa geri geldim)



Alp iki yıl sonra Tallinn macerasını bitirip nihayet evine döndü.
Bu da "anne sevinci" :))

AĞUSTOS


Kışın verdiğim sözü, yazın yerine getirdim, Ederemit Kızılayı Huzurevi ne ziyarete gittim
Hem de bir kaç defa. Konu komşu, çoluk çombalak topladım gittim.
Çok seviniyorlar, ne yapayım.

EYLÜL


Benim için Ankara ya dönme vakti. Sanırsın biri Alpay misali "Eylül de Gel" diye şarkı söylüyor.
Aslında körfezin en güzel zamanıdır ama bayramı Ankara da geçirelim dedik. 
Çantalar toplandı, panjurlar kapandı, denize, zeytin ağaçlarına, komşulara veda vakti geldi.

Çanta demişken, ben yine çantamı kapıp İstanbul'a gittim.
E, gelin alırken iyiydi, şimdi de kuzenimin güzel kızını gelin etme vakti.
 Aile büyüğüyüm ya, misyon yüklenmişim.Hem ağlarım, hem veririm... :(

EKİM


İzmir de Hatice geldi, buluştuk, eğlendik. Bunca yıldır yazışırız, şu bizim Hatice canım. 
Örgü Çantası. Güzelim Ekim sergi, tiyatro konser. geçip gitti.

KASIM


Benim için Ankara da en güzel mevsim sonbahar.
Güneşli ama serin ama kuru günler. 

ARALIK

Bu ay her yıl olduğu gibi kalbimi küt küt attıran,  yetişti yetişemedi diye uykularımı bölen etkinliklerimizin güzel ayı. Yine yurdun bir çok yerinden koli koli sevgi geldi bizim eve.


Lösev'e, Serçev'e paylaştırıp,sevinip sevindirip ömrümüze ömür kattık çok şükür.



******

Çok kolay sandığım bu yazıyı hazırlamanın en zor tarafı fotoğraflar arasından seçim yapmak oldu.
Neyse, Şubat'a ermeden yetişti işte.

Oradan bakınca ne görüyorsunuz bilmiyorum ama ben kendime bir ara" bu ne kardeşim, kır dizini otur evinde" dedim. 2017 hayatıma  güzel kalpli dostların katıldığı, büyük oğlumun eve döndüğü,küçüğümün kamu görevlisi olup atamasının yapıldığı, sağlıkta çok önemli sorunlar yaşamadığım, şükredilesi bir yıl oldu.  Ne diyelim; Allah gideni aratmasın cümleten.




24 Ocak 2018 Çarşamba

"Bir Ulusu Giydirmek: 1956-2000 Yılları Arası Sümerbank Desenleri" sergisi



Davetiye geldiğinde bunun bir sergiye değil, geçmişe yolculuk bileti olduğunu anlamıştım :)

İşte o yüzden, o gün sadece bu açılışta bulunmak üzere çıktım evden. 
Merkeze uzak ikamet ettiğimden, genellikle üç beş işi aynı güne sığdırır, deli danalar gibi oradan oraya koştururum.Bu yüzden çantamda hep bir ajandam, yetmedi, cüzdanımda alınacaklar listesi ve yine de içimde bir şeyleri unuttum kuşkusu ile düşerim yollara. 
Bu defa öyle değil. Sakin sakin, hanım hanımcık hazırlandım. Akşam vakti bol ışıklı nezih bir kalabalığa ev sahipliği yapan salona gittim. Arkadaşımda gelince açılışı yaptık hepbirlikte :)


İzmir Ekonomi Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Arşivi'nin 
hayata geçirdiği bu sergi belli ki çok özenli ve özverili bir çalışmanın ürünü.




Bayramlarda komşu teyzelerin hediyesi  çiçekli mendillerimiz, okul zamanı cebimize özenle yerleştirilen bembeyaz  mendiller genellikle Sümerbank üretimi olurdu. 



Sümerbank porselenleri de mutfakları süslerdi. Annemin Sümerbank dan alınmış bir pasta takımı vardı. Mahallenin evlenen kızlarına da hep pasta takımı alır götürürdü zaten. Her şeyin "ha" deyince bulunamadığı, bulunsa da alınamadığı zamanlardı işte. 





Babalarımızın çubuklu pijamalarının kumaşları,


annelerimizin dikoltaları (!) hep o tezgahlardan çıkardı.



Kumaş güzel, desen iç açıcı, model çok şık... Sizce?


Bu zarif hanımın elbisesi Sümerbank kumaşı imiş. Açılışta dikkatimizi çekmiş ama fotoğrafını çekmekten çekinmiştik.  ÇSM nin sayfasından bu yüzden aldım :)


Bu fotoğraf da siteden çünkü o akşam, o kalabalıkta bu güzelliği fark etmemişim.

Şimdi;
İnsanın içinde tekrar tekrar gitme isteği uyandıran bu sergiyi siz de izleyebilirsiniz .

Bunun için buraya  TIK TIK lütfen.



14 Ocak 2018 Pazar

Aralık Ayı Hasadı




Ankara Devlet Tiyatrosu'nun Rusya'da düzenlenen 20. Dostoyevski Oyunları Festival'inde
"seyirci beğeni ödül" ne layık görülen "Yeraltından Notlar"adlı tiyatro oyununa gittim. 
Oyunculuklar yine harikaydı ama oyun beni çok da sarmadı annemin deyimi ile.
Aralık ayında iki tiyatro oyunu izledim böylece.
Pek çok sergi gezdim: Çoğunu fotoğraflamadım, bazılarını unuttum, bazıları için "keşke" dedim.



En çok sevgili Esin Alp'in Ankara Üniversitesi Sanat Evi'ndeki el boyama porselenler sergisinden etkilendim. Son gününe denk geldiğimiz sergi bazı ürünlerin satılmış olması ile biraz eksikti ama yine de muhteşemdi.






Sergi sonunda Esin hanım hayranlığımdan öyle etkilendi ki, koleksiyonum için bana bir tane dikiş yüksüğü boyamak istediğini söyledi.
Nasıl sevindim!!! Bu  arada dünürünün de yüksük koleksiyonu olduğunu söyledi. O na bir tane boyamış. Öyle ya, bana niye boyamasın :)) Koleksiyonerler desteklenmeli. Dedi, kalbimi bir kere daha feth etti. Daha önce de aynı salonda bir boyama fincanlar sergisi gezmiştim. Meğer o hanımla da 12 yıl aynı atölyede, aynı masada sanat icra etmişler.





Resim Heykel de TRT'nin belgesel gösterimi ve paneline katıldım.
Belgesel aslında yeni değil. Konusu "Yıldız Sarayı Porselenleri" ( önce sergi, sonra belgesel farklı günlerde ama aynı konu üzerine. Bendeki istikrara bakar mısınız  :) ) 

Gösterim sonrasında yönetmeni, kameramanı, kısaca emeği geçenleri ve konunun uzmanları ile  
harika bir bilgilendirme toplantısı yapıldı. Çok güzeldi.

Ankara Etnoğrafya Müzesinde bulunan bir kaç parça Yıldız Porseleninin fotoğraflarını  5 yıl önce çekmiş burada paylaşmışım ben de :)



Yaz bitti, kışı bile işledim Aralık ayında.


Kitap kılıfları diktim.


Aralık  hediyeli, kutlamalı,sevgili, sevinçli,böylece geçip gitti.


**********




6 Ocak 2018 Cumartesi

Son gezi, İlk paylaşım



Geçen yılın sondan bir önceki günü, son Ankara gezisinde yine çok sevdiğim, ruhuma çok iyi gelen o yere, II. TBMM Binası Cumhuriyet Müzesine gittim.


Daha bahçeye girişte zaman geriye doğru hızla akıp gidiyor.
O, Ülkü'nün elinden tutmuş, size eşlik etmek üzere yanınızda beliriveriyor.


Çift kanatlı kapılar açık. Buyur ediyor küçük büyük, yaşlı genç demeden herkesi.


Saygı, şükran havada elle tutulabilir bir şey sanki.
Tüm ziyaretçilerde suskun bir minnet.


 

 Nutuk taş plakda.


Odalar, nakışlı tavanlar ve ille de avizeler.



Neler neler anlatıyor gibiler.





O süveteri nerede görsek tanırız değil mi?





Onca özlü sözü duvarlarda yerini almışken, bu defa bunun önünde durdum.
Düşündüm..... Tekrar okudum. Tekrar....

 

Rica ettim, bir genç bu fotoğrafı çekti.
Aynı kareye girdik Ata'm ile bir kere daha.


Sonra Ulus caddelerini dolduran o çok sevdiğim, mütevazi kalabalığa karıştım.
Kuruyemişçilerin önü, halin için, kahvaltılıkçıların kapı önleri yılbaşı gecesi için alış veriş yapan Ankaralılarla doluydu. Telaşlı kalabalıklar insana kendini daha yalnız hissettiriyor diye düşündüm.


Ptt Pul Müzesine kapıdan şöyle bir uğrayıp 2018 masa takvimlerimi aldım.
Geçen yıl çok işime yaramıştı onlar. Gelenekselleşti, başka kullanmam :)


Buluşalım!


Küçükle buluşup Ankamall alt katta açılan "LOKUM" adlı mekanda 
"manda kaymaklı ve tel kadayıflı lokum"eşliğinde kahvelerimizi içtik. Hararetle tavsiye edebileceğim bir ürün yelpazesi var bu işletmenin. Tüm malzemelerin taze taze Afyon dan  geldiğini söylediler.
Nasıl lezzetliler anlatamam. 
Bak şimdi yine canım istedi. Ne olacak benim bu sevdam ?


Bu dopdolu gün 2017'nin son gezmesi, 2018'in de ilk paylaşımı oldu.
Benim de ruhum dinlenirken, yine bedenim yoruldu.


Yine de güneşli kış günlerini, bir şeyleri bahane ederek mümkün olduğunca dışarıda geçirmeli derim.
Haksız mıyım?




Geldim, Geldim de Ne oldu?

Hani romanlarda falan olur;  " yüzünde acı bir tebessüm ile duygularını gizliyordu" diye tabir edilir durum. İşte bu halim ...