Ortaokul yıllarında böyle kızılderili esintili (!) bir kazağım ardı.
Neredeyse diğer tüm kazaklarım gibi onu da annem örmüştü.
Çok severek giymiştim o pembe kazağı.
Öyle bilinen yakadan başlama bir hırka örecektim göya.
Hatta uslu uslu robaya kadar da örmüştüm bile.
Sonra upuzun bir yoldan, bir dolu hatıra, pembe kazağımı da kollarından tutup getiriverdiler gözlerimin önüne.
Bu hırkanın onu hatırlatan iki yanı var. Biri üst kısmının haroşa örülmüş olması,
diğeri elbette saçakları.
İyisi mi, bir dahaki sefere birebir aynısı bir kazak öreyim ben.
Olmuyor böyle "tut" diyen anının kuyruğu olmak canım!
Bir sahibi çıkana kadar, elime geçtikçe bana güzel günleri hatırlatmaya devam edecek.
Anne elinden giyinen, bayramlara sevinen, okul dışında rast geldiği öğretmenlerine yüz metreden başı ile selam çakan ne güzel çocuklardık.
Kasım ile gelen bu yeni mevsim güzelliklere açılan bir kış olsun.
Kimseler soğuktan üşümesin, aç açıkta kalmasın, karnı da kalbi de doysun inşallah.
Amin
Anne elinden giyinen, bayramlara sevinen, okul dışında rast geldiği öğretmenlerine yüz metreden başı ile selam çakan ne güzel çocuklardık.
Kasım ile gelen bu yeni mevsim güzelliklere açılan bir kış olsun.
Kimseler soğuktan üşümesin, aç açıkta kalmasın, karnı da kalbi de doysun inşallah.
Amin


