18 Ağustos 2020 Salı

Kahve Zamanı-Kahve Dünyası Eskişehir

Çok uzun zaman önceydi. 
Şimdi dönüp bakınca "çok uzun"dan daha da uzun bir zaman gibi geliyor bana.


Sevdiklerimizle korkusuz ve kuşkusuz bir yerlere gidip oturduğumuz, 
içimize sine sine bir şeyler yiyip içtiğimiz zamanlar.


Bu kırmızı opalin avize altında geçen, mis kokulu akşam yine de dün gibi.





Bu şekerleme kutusu gibi evler bir Eskişehir de, bir de Çanakkale de mutlu tebessümler  yerleştiriyor yüzüme. Hiç böyle bir evde oturmuş olmasanız da sizi eski zamanlara, çocukluğunuza, anne babanızın gençliğine, komşularla kocaman bir aile gibi yaşadığınız zamanlara ışınlıyor.


Atlı Han

Her gittiğimde lüle taşı dikiş yüksükleri aldığım, bir dolu anı barındıran yer.




Şimdi içimde garip bir istek var.
Hiç bilmediğim bir şehre gitsem. Havada bahar esintisi, sokaklar tenha olsa.
Ben tüm günlük telaşlardan azat olmuş, öyle sakin sakin dolaşsam.
Kafamı kaldırıp baktığımda masmavi gökyüzünde pamuk kümesi bulutlar,
yol boyu ağaçlar, çiçekler, böyle sırdaş evler görsem.

Melih Cevdet Anday'da böyle hissettiği bir günde yazmış olmalı şiirini.


Bir Misafirliğe Gitsem

Bir misafirliğe gitsem
Bana temiz bir yatak yapsalar
Her şeyi, adımı bile unutup
Uyusam...
Kalktığımda yatağım hala lavanta koksa
Kekikli zeytinli bir kahvaltı hazırlasalar
Nerede olduğumu hatırlamasam
Hatta adımı bile unutsam....

**********
Diye.




17 Ağustos 2020 Pazartesi

17 Ağustos 1999' A Dair

 



Bir yaz gecesi yine nedensiz terketmişse uykum beni. Başkentin ışıkları denizin pırıltıları olmuşsa gözlerimde. Ben o gecedeyim.

Toprağın, göğün, denizin canlanıp, canlar aldığı o yerdeyim. 

21 Yıl oldu.

Yara aynı...Sızı da.

Dün gece dostlarım aradı.''Tören var'' Dediler.

''Aklımızdasın''....

Aklımdasınız.

Bugün dokunmasınlar bana.  Aramasınlar. 

Çiçeğimi aldım,eski bir arkadaşa gidiyorum.

Dedim ya yokum burada.

Ben pencereleri denize bakan evimdeyim bugün.

Boş odalarda kalan çocuk kahkahalarını tekrar duymaya,

bahçesine o yaz diktiğim gümüş yapraklı söğüt dallarına, 

çocuklarımın kapı pervazındaki basamak basamak boy çizgilerine dokunmaya,

duvarlarındaki minik el izleri duruyor mu diye bakmaya gidiyorum.

Sevinçlerimin, kederlerimin sessiz ortağına. 
Yıllarca sevip bir gecede terk ettiğim yuvama.
Ben bugün eski bir arkadaşa, pencereleri denize bakan evime gidiyorum.


                                              ************

Bu yazıyı 10 yıl önce bloğa yazmışım... 
Sızı hep aynı jilet kesiği inceliği ve derinliğinde.  Çocuklarımla yaşıt arkadaş çocukları, okulumuzdan öğretmenler, kendi okul arkadaşım, komşulardan adını bilmediğim yüzlerini bellediklerim... Hep aynı yaşta kalanlar.

Sizden sonra dünya başka bir yer oldu. Daha iyi değil, daha kötü mü? Bakın onu da bilmiyorum. İnsanoğlu yeni acılar icat etmede epey yol aldı ama.. onu iyi biliyorum. 

O gece sizinle birlikte gitmeyenlerin bazıları da yıllar içinde birer birer eksildiler hayatımdan.

Enkaz başlarında iş eldivenleri dağıtan abim. Her hafta sonu, cuma akşamından evsizlere battaniye ulaştırmak için yola çıkan eşim, o sabah ikişer dağıtılan ekmeğin sadece birini alıp "bize yeter" derken gözlerinden yaşlar akan annem....

Nurlar içinde yatın. 
Hepinizi çok ama çok özlüyorum.

Şubat 2000 den bu yana Ankara da yaşıyorum ya, yine de olası İstanbul depreminden en çok ben korkuyorum. Çünkü gerçek çaresizliğin yüzünü biliyorum. 
Allah yardımcımız olsun!




 

6 Ağustos 2020 Perşembe

Ben baktım, o geçip gitti

Kah pencere pervazına dayadım dirseklerimi baktım.
Kah balkon küpeştesi kenarına bir sandalye attım. Bir kaç akşam serinliği parkdaki çamların altında karanlıkta izledim geçip gidişini... Bütün ayrılışlar gibi incecik sızlattı içimi  ama o yine de gitti.
                                                     ( kuşlara yem, bana kahve)

Eğer Ankara da yaşıyorsanız, Temmuz ayı bitip giderken Yaz'ı da koluna takacağını bilirsiniz

Ağustos da gündüzler hala sıcak olsa da, geceler serin serin dolar açık pencerelerden içeri. İnce de olsa omuzlara atmaya bir şey arayınca terk edilmişlik gibi bir hüzün duyar insan. Oysa baharları severim en çoğu. Ne kış, ne yaz... Yine de kış giderken zil takıp oynayasım gelirken, yaz biterken üzülürüm. Ananem "yaz fakir mevsimidir" derdi. Ne olsa giyer, her yerde yatar, ne yesen doyarsın. Bu düşüncenin insana özgürlük sağlayan tarafı bana hep iyi gelir. 
Ondan galiba bu hüzün.

Evde küçük oğlumun evlilik telaşı yaşanırken, dışarıda bin bir tehlike  varken ve ben kronik bir hastalığın sahibi iken bu sene yazlığa da gidilmedi tabii. Uzun zaman olmuş tüm sıcakları Ankara da yaşamayalı. Sebep bu kadar güzel olunca, varsın deniz, zeytin ağaçları, komşuda sabah kahveleri, mehtapta yüzme serüvenleri beklesin dedik. Bekliyorlar... Eylül de inşallah. Zeytinlerin renginin dönmeye başladığı, bizim oralarda denizin en güzel olduğu ayda kısmetse.


Umutlu bir tebessümle veda edeyim :)