En son Ekim de İstanbul'daydım.
Epeyce zaman geçti, orada hala bir evimiz varken bir kez daha gideyim demiştim. Corona henüz korkutucu yüzünü tam göstermemiş, Wuhan'dan yollara düşüp bize kadar gelmemişti.
Bir daha ne zaman böyle kaygısız dolaşabiliriz sokaklarda bilmiyorum.
O yüzden fotoğraflar blogda yer alsın, ben de arada uğrar bakarım bari dedim.
Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde oğulcuğuma anıtın üst tarafında bir madalyon içinde portresi yer alan Sabiha Ziya Hanımı anlattım.
Atlas Pasajı, uğramayalı yıllar olmuş.
Zaten pasaja da olan olmuş :(
Beyoğlu'ndaki Yapı Kredi Kültür Sanat'da Sagalassos Sergisi vardı.
Henüz geçen yaz Burdur da kaldığım günlerde Arkeoloji Müzesi'nde üç kez ziyaretlerine gittiğim eserleri İstanbul da tekrar görmek, başka bir şehrin telaşlı kalabalığında sevdiğiniz birine rastlamak gibiydi.
Sen her saat, her gün, her yıl ve her mevsimde böyle güzel olmak zorunda mısın İstanbul? Bana ait ama sende kalmış öyle çok şey var ki...
Bundan mı bana hep bir hazine sandığı gibi görünüyorsun sen?
Oğlum iki yıldır sayısız kez önünden geçmiş bahçe kapısının.
İçeride bu yapının olduğunu ben gösterdim :) Önünden fark etmeden geçip gidenlere üzülüyor insan. Ne diyordu ünlü rehberimiz;
' İstanbul da yaşamayın, İstanbul'u yaşayın'
Kuşbakışı bakıldığında haç şeklindeki neogotik yapı ilk olaarak 1724 inşa edilmiş, sonra yenilenerek 1912 yılında ibadete açılmış.
Ah Çiçek Pasajı !
Ben sussam, sen anlatsan 19 yaşımın deli dolu anılarını.
Gül, abim ve ben.... Kahkahalarımız sinmiş midir senin asırlık taş duvarlarına? Ömrü sende geçmiş kırmızı rujlu, yakasından eksik olmayan kırmızı gülü ile Madam Anahit'in akordeon nağmeleri ?
Sonra eşimle el kadar bebeğimizi de alıp trene atlayıp atlayıp hafta sonlarında sana gelişimizi. Kucağındaki minik oğluşuna usul usul ninni söyleyen anneyi sen de hatırlıyor musun?
Kısacık bir an için ödünç verir misin onları ? Söz geri vericem :(
*********





















































