18 Mayıs 2018 Cuma

Tanrıça Anahit'in Güzel Kenti "ANİ"


                                      
                                                                                                                                                   (alıntıdır)

Kars'a henüz görmeden gönül vermemin sebebi, ne hayallere, ne de üstteki fotoğrafa sığmayacak güzellikteki "ANİ" idi.
Adım attığım andan itibaren bambaşka bir zamana doğru adeta çekildiğimi  hissettim. Yaşadığımın nasıl bir şey olduğunu anlatmak gerçekten çok zor..
Nasıl desem...... Bir kere canınızı yakmayan incecik bir hüzün var havada. Hatta içten içe sizi mutlu eden bir hüzün. Daha önce görmediğiniz halde çok özlediğinize kavuşmak ve uzun zamandır aslında aradığınızın o olduğunu o an anlamak gibi bir duygu ile sarsılıyor insan. Sanki ömrünüzün puzzlında, öyle kıyada köşede değil de, tam orta yerde eksik kalmış son parçayı bulmak ve sevinçle yerine yerleştirmek gibi bir şey hissettiğim... Öyle garip, öyle tarifsiz.....

Artık birlikte gezelim mi Anahit'in Güzel Şehrini ?


Surlarla çevrili  ve bir adı da "40 kapılı şehir" olan Ani'ye biz Aslanlı kapıdan giriş yaptık.
Burcun üzerinde 1064 yılında şehri fetheden Sultan Alparslan'ın 4 satırlık kitabesi mevcut.



Bu arada şehrin gerçekte 7 giriş kapısı oluğunu öğrendik :)





Yüzyıllardır birçok uygarlığa ev sahipliği yapan ve birçok savaşa tanıklık eden Ani, bir zamanlar bölgenin önemli bir merkeziymiş. “1001 Kilise Şehri” olarak da anılan Ani’de, bugüne kadar 40 kilise, şapel ve anıt mezar tespit edilmiş.



Kars’a 48 kilometre uzaklıkta, Türkiye-Ermenistan sınırına yakın Arpaçay nehri kenarında bulunan kent, Ermeni Bagratuni hanedanlığı döneminde önemli bir güç ve kültür merkezi olmuş. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Ani  bugüne gelene kadar sayısız depreme ve savaşa tanıklık etmiş.2011’den beri kazı ve restorasyon çalışmaları ile ayağa kaldırılıyor.


Ani’yi çevreleyen surların iç kısmında, tarihi şehrin geniş bir alana yayılmış Bagratuni Ermenilerinden Bizanslılara, Selçuklulardan Gürcülere ve Osmanlılara kadar birçok kalıntıyı görmek mümkün.


 Tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Ani, Ermeni mimarisinin seçkin örnekleriyle beraber, Gürcü ve Selçuklu mimarisinin de örneklerini taşıyor. İpek yolu üzerine kurulmuş olması Ani’yi, döneminin zengin kentleri arasına sokmuş ve öneminin artmasını sağlamış.


Ani 1319’daki depremde ağır hasar görmüş, daha sonra Timur tarafından ele geçirilerek tahrip edilmiş. Buna rağmen 1535 Osmanlı-İran savaşında tamamen terk edilinceye dek, kentte önemli bir nüfus barınmış.

1877-78 Osmanlı-Rus savaşında Rusların eline geçen bölge, Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlılar tarafından geri alınıyor. Ancak Ani platosu daha sonra yeni kurulan Ermenistan Cumhuriyeti’nin eline geçmiş. 1920’de, Kurtuluş Savaşı sırasında Ani son bir kez daha el değiştiriyor ve Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dahil oluyor.








1215 tarihli Tigran Honenst Aziz Krikor Kilisesi
Kesme kırmızı taşlara geçmiş zaman ilahileri sinmiş sanki....


Ebu-l Manucehr Cami ve hemen yanı başında konut kalıntıları. Bazılarının duvarlarındaki isli ocaklar hala duruyor.

Ve girişindeki taş işlemeciliği ile bana Konya yı hatırlatan bir Selçuklu Keransarayı.

Film platosu gibi değil mi?







Ani Katedrali


Arkamızdaki biblo gibi yapı 1035 yılına tarihlenen Halaskar Kilisesi



Hala canlı tavan süslemeleri

Dev pencerelerinden birinden tarihi İpek Yolu üzerindeki Arpaçay Köprüsü görünüyor.
 Şimdilerde iki ayaktan ibaret bu köprünün sağ tarafı Ermenistan.
Evet, muhteşem Ani'nin belgelerde kayıtlı hikayesi böyle..

Söylemeden geçemeyeceğim bir şey daha var ki, Kars soğuk iklimine rağmen sıcacık yürekli insanların şehri aynı zamanda. Hep yardıma hazır ve su gibi duru buldum karşılaştığım herkesi. Sade ve samimi davranışlarından çok etkilendim.




Ağrı Dağı'na karşıdan aşkla bakan Ani belki de gizliden gizliye sizin yolunuzu gözlüyordur.
Bence çağrısına kulak verin, bunca yıldır bıkmadan buraya geliyor ve yazdıklarımı okuyorsanız birazcık benim gibisiniz demektir.
Ve  eğer öyle ise çok seveceksiniz  :)



3 Mayıs 2018 Perşembe

İstanbul Kokusu ve Bir MİM


Baharın prensesi Nisan ayı bitmeden Serpil Abla geldi İstanbul dan.
Blog dünyasının bana armağanlarından biri pamuk gülüşlü, pamuk kalpli ablam.
Üşenmemiş, yardım etkinliklerimde faydası olur diye ördüğü bebek yeleklerini de yanına almış gelmiş.

Nalan'ın evinde misafir oldu, sık sık görebilme imkanı ile bana da gün doğdu.



Bir kaç günü gezdik dolaştık hep birlikte. 
Pilavoğlu Han'a gittik. Hava güzel olunca iç avluda oturduk.


Bir başka gün eski blog yazarlarından Dolunay ve


Bahar ile buluştuk.. Sibel ile Sevda ile kısacık da olsa beraber olduk..

Bir gün de Vakıf Eserleri Müzesi'ne gittik ki o da başlı başına bir yazı konusu.

Velhasılı harika bir kaç gün geçirdik.
Ankara ya gelen bahar, gönlümüze de geldi böylece.

*********

Şenliğimizi unutmadınız değil mi?



******


İzninizle  araya bir de "mim" sıkıştırayım    :)
Adı "Sevdiğim Şeyler" mi idi yoksa  "Sizi Siz Yapan Şeyler" mi idi unuttum
Taslaklarda Şubat ayı kayıtlarında buldum.
Elbette pek çoğunuz gibi ailemi, arkadaşlıklarımı, Küçük Evi, oradan parmak uçlarıma değen denizi, seyahat etmeyi, dünyanın tüm çocuklarını, kitaplarımı, hobilerimle yaşamayı ve bunlar gibi zilyon tane şeyi seviyorum. Aşağıdakiler başka. Küçük, minicik bana özel ya da benim öyle sandığım detaylar.
Mesela;

*  yeni bir mevsimin ayak sesleri,
*  taze meyve kokuları,
*  derli tolu bir mutfak,
*  temizlik sonrası tülleri çekerken duyduğum his,
*  düzenli dolaplar, aradığımı şıp diye bulduğum çekmeceler,
*  kahvenin mis kokusu,
*  bir dilim pasta,
dikiş yüksüklerim,
*  denize kavuşma anı,
*  bir istasyonda, bir terminalde bekleme heyecanı,
*  bir tebessümün sebebi olmak,
*  lavanta kokulu yastıklar,
*  nicedir görmediğim bir dostun "merhaba"sı,
*  hala sakladığım onca şey..........   gibi.


********

Sık sık blog yazamayınca ve yazmadıklarım gönlüme yük olunca böyle her telden çalıyorum sevgili arkadaşlar.

Sizi bilmem ama bana pek iyi geliyor ;)