Okulun arka bahçesine sınır çızen yardan aşağıya
çığlıklar atarak koşan iki kız çocuğunu hatırlarım.
Biri daha sarı,diğeri daha mavi iki küçük kızı.
Zamanla,iki evin iki kızı olmalarını hatırlarım sonra.
Ayrı düşülen vakitlerde,ayrı ailelerin bambaşka hikayelerine katılmalarımızı.
Sonra aynı şehirde 'kelebeğim' diye başlayan mektuplarını aldığımı hatırlarım.
O nun hep cıvıltılı bir Çalıkuşu olduğunu.
Yıllar sonra sayıca çoğalmış olarak yine birlikte gezilen yerleri,
fırtınada sandal sefalarını,göl kenarında böğürtlen toplamaları.
Çikolata sosundan kaytan bıyık yapan oğullarımızın muzip suratlarını.
Denizde gülmekten yüzemeyip boğuluyoruz sanılmaları.
Yıldızların çatıya aktığı yaz gecelerinde sabahlamaları...
Tutulan dileklere gülmeleri...Hep gülmeleri.
O şarkı çaldığında telefonlara sarılmaları ,ille de birlikte dinlemeleri.
İncecik seslerle tahta sıradaki iki çocuğun
mezuniyet gününde içleri burkularak söylediği dizeleri
bir kez daha birlikte söylemelerini hatırlarım.
''....Ortak olmak her sevince,her derde kedere.
Ve yürümek ömür boyu beraberce ellele.
Dolduramaz boşluğunu ne ana,ne kardaş,
Bu en güzel,bu en sıcak duygudur arkadaş.....''
Derken,
bunun gerçek oluşuna 40 yıl sonra yine birlikte şaşırmamızı...
*********
Dilerim sizinde yaşadığınız yılları anlamlı kılan ayaklı bir flash belleğiniz vardır.
Tüm yazdıklarım bu işlemeyi görünce döküldü zihnimden.
'Kar da Ankara 'başka güne kaldı böylece.