25 Eylül 2013 Çarşamba

İstanbul



İstanbul
Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul

Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul

Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul

Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul

Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul

İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.

Ümit Yaşar Oğuzcan


Bir sonbahar gecesi Perre Loti.


Kuzen kırk kere isteyince oluyor!
" Gelmiyorsun, gelmiyorsun " dedi durdu...Gittik işte.




İş gezisi de olunca gündüzler hep dolu.
 Ben de gecelerde ve dönüş yollarında çekebildim fotoğrafları.
Ama ne gam! İstanbul hep güzel, her şeye rağmen güzel...
İşte gecenin bir yarısı Eyüp sokakları,






Ve Haliç.


Aksaray-Vatan Caddesi. 
Ah, çocuk ayaklarımın arşınladığı, koştuğu yollar.



Sonra Karşı...
Karşı demek Kadıköy demek, Üsküdar demek, Çamlıca demek, Moda Sahili demek..
Daha neler demek isteyip, bir türlü diyememek.





İstanbul, kahve kokulu dost sohbeti ile daha da güzel.
Serpil yazın Küçükkuyu da, sonbaharda İstanbul da her gidişimi şenlendiren zarif arkadaşım.
Yine görüşelim olur mu?


Kadıköy.



Moda dan denize bakış.

Sonra Harem. Ve yine Ankara.


 (Uzun yokluğumun bir bölümünü açıklamış oldum böylece :)
Kalanında yaptıklarımda öyle önemli şeyler değildi zaten.
Sizden az çok haberim var. Yazamasam da bakıyorum hepinize.
Aklımdasınız!)


6 Eylül 2013 Cuma

Hayat Geçip Giderken




Çocukluğum, okul yıllarım, ilk gençliğim velhasılı ömrümün tanığı geldi Ankara'ya.
Epeyce zaman olmuş bir okul bahçesinde sevdiğimizin sınav heyecanına ortak olmadığım.
Bahçe duvarına oturup böyle bekledik.


 İki gün boyunca, onu ağlattım, güldürdüm, kızdırdım, onu uykusuz bıraktım.
Sonra da onunla  klasik bir Ankara Turu yaptım.


                            Hep önünden geçtiğim, lakin ilk defa o gün içine girdiğim bu camii ye bayıldım.
                                                  Nerede, hangisi olduğunu yazmayım.
                                         Ayrı bir paylaşım konusu olacak kadar güzel çünkü.


                                          Güpgüp'ün battaniyesinden sonra, bir de hırka ördüm.
                            Aslında Nazan başladı, çoğunu da ördü, ben devam ettim :)) Ortak yapım oldu.

                                     ( Nazan'ın daha önce ördüğü burada, çok sevimli değil mi? )
                                       

                                              Bitince çok güzel olacak ama toparlaması kaldı. 
                                Bir örüyor bir söküyorum, bu aralar biraz dalgın mıyım nedir?
                           Ya da bu Güpgüp inatçı bir çocuk olacak. Ne bileyim öyle derler ya...

                                                Modeli sevdim, bir tane daha öreyim diyorum.
                                           Sırada hazırlık yapacağımız bir bebek daha var zaten.
                                                        Gelen kısmetiyle gelirmiş ya .




Hafta sonu Piraye Cafe'nin serin bahçesindeydik.
    Sonbaharın ilk günlerinde, henüz sararmamış yapraklar altında tanıdık yüzlerle karşıladı bizi.


                         Hüsnü Arkan'ın daha önce sıkça bahsedilen kitabını getirdi arkadaşım,çok beğendim.
                                             Tamamını neredeyse bir günde okuyup bitirdim. 
Böyle olunca kahramanlarını,mekanlarını  kendimce şekillendirdiğim bir film izlemiş gibi oldum :)
Bir dönemin farklı hayatlardaki etkilerini okumak hoş oluyor.


Blanca dan ( Panama ),


Claudia dan ( Arjantin)


Ve Elsa dan paketler aldım.


Her birine paketler gönderdim.

Herkes ne kadar aynı ve ne kadar ayrı yine şaştım.
Birbirini çocukça sevindirmekten mutlu olan bir grup kadınız biz.
 Benzer kaygıları taşıyan, aynı telaşlarla koşturup duran kadınlar
 arada kendimiz için de küçük güzellikler yapıyor, gülümsüyoruz.

Sizlere de gülümseten bir hafta sonu diliyorum.
Sonbaharlarınız  hep güzel geçsin efendim.



25 Ağustos 2013 Pazar

Anlatayım mı?

Tatil, deniz, çocuklar falan bıkmışsınızdır bu aralar arkadaşlar.
 Lakin blog biraz günlük, biraz arşiv ya benim için," anlatma, yeter" deseniz de yazıcam mecbur.
Kısa kısa, bol fotoğraflı ama korkmayın :)


 Güzelim koylar hiç ayrılmamışız gibiydi.



Altınoluk sevimli,şirin.


Küçükkuyu geceleri ,cıvıltılı, müzikliydi bu yılda.


Sabahları, herkesler uyurken kahve kaçamakları yaptım.


Figen Abla ile buluştuk sonra.
(Bloğunda videomuz bile var, isteyen nasıl bir geveze olduğumu izler
 ve benimle buluşma planı falan varsa rafa kaldırabilir, darılmam valla)


Nazan ve ben, Figen'in bebekleri kapıp,böyle poz verdik sizin için :)


Mehtap turuna da çıktık.
Şarkı, türkü gırla. Gençlerde oynadı, zıpladı bitmeyen bir enerji ile.
Biz şarkılar eşlik edip, tempo tuttuk haliyle.



Kalabalıkla her yemek bir ziyafet.
Ne yediğinizin, sofranıza neyi koyabildiğinizin bir önemi yok aslında.
Uzun uzun kahvaltılar, masada mis gibi domates soslu kızartmalar, anne fırınında börekler...

Bir gün de gençleri çalıştırıp,maaile mantı açıp kilolara kilo kattık.

**********

Biz Küçük Ev de
kalabalık, coşkulu , komşularımla gelmeli gitmeli, bol misafirli güzel bir bayram geçirdik.
 Her kapının ipini çekip hasret giderdik.
Sonra iki hafta nasıl geçti anlamadan, üzümleri, zeytinleri toplayamadan, kısaca daha oralara doyamadan dönüş yoluna vurduk kendimizi. 
Gönlümüzde kocaman bir zenginlikle.
İşte böyle...
Allah (c.c) tekrarına hayırlısı ile erdirsin inşallah.

Dilerim şu an hayatınıza anlam ve renk katan ne varsa ömrünüzce sizinle olsun.


6 Ağustos 2013 Salı

Siz Bu Satırları Okurken...

Siz bu satırları okurken  ;
Ben Küçük Ev'e gidiyor olucam.
Huzurlu, sağlıklı, bir tatil (ve orada Bitmeyen Şarkı ya dönen kanaviçemi bitirmeyi) umuyorum.

Bu işlemeyi bir türlü btirip paylaşamadığıma göre, 
bari uygun bir durum bulmuşken kaçırmayayım dedim :)

Deniz, Yelkenli, Deniz Feneri...Yakıştı bu duruma.






Ve,


Son günlerde aldığım bu iki güzel belgeyi de paylaşayım sizinle giderayak.
"Hani, sessiz sedasız durduğuma bakmayın, kendimce uğraşlarım devam ediyor."
Demiş olmak için.
Biri Dünya Engelliler ve Dostları Gelişim Derneği'nden.
Diğeri,
Uluslararası Omurilik Felçlileri Derneği den.

Sağolsunlar, benim küçücük çabalarıma karşılık,onlar beni kocaman sevindirdiler.



 Yola çıkan bir ben miyim?
Yoo...
Bu paket de Claudia ya gidiyor olacak.Taa Arjantin'e.


 Bunlar Blanca'ya.Panama'ya,



Bunlar da yine Buenos Aires de yaşayan Elsa'ya.

Herkesin, hepsinin yolu açık olsun.
Benimde :)



Ha, bi de e-posta aldım bugün. Bakın şöyle;


" Kızlaaaar,


Hep birlikte ektiğimiz tohum, ilk meyvesini verdi. Kendimizle ne kadar övünsek azdır; İmza: Kızın'ın satılan ilk 5000 adedinin telif geliri (vergiler ve stopaj düşülmüş haliyle) elimize ulaştı. Biz de yaptığımız postalama, roll-up bedeli gibi tanıtımda cepten harcadığımız bazı masrafları düşerek Tam olarak 7750 Lirayı (dekontlar 2 parti halinde ekte) YEKÜV hesabına ulaştırdık. 6. baskı satışta olduğuna göre daha alacağımız telif de var:)

İhtiyaç sahibi yavrularımızın yoluna ışık olması olması ve daha da artması dileğiyle. Hepimizin kalemine, yüreğine sağlık.


Sevgilerimizle,

Selgin, Esra, Banu "


Daha ne olsun?

Ben oralardan ulaşırım inşallah size ama yine de şimdilik HOŞÇAKALIN!

Her şey ama her şey sizin dilediğiniz gibi olsun.
Dilekleriniz hayırlı olsun.

Sevgiler.