14 Haziran 2015 Pazar

Her şey küçük bir kare ile başladı !

Sizin de anlamsız bir can sıkıntısı ile başlanmış bir parça oldu mu elinizde?

Sonra o parça bir iken iki olup, üçlenip, hadi bu da dördüncü olsun, aaa... bu renkle de ne güzel olur...
dediğiniz işleriniz oldu mu hiç?
Benim oldu, Hem de bir kaç kez.
Olduysa bilirsiniz zaten. İşin en sıkıcı tarafı, Sonra da ben bundan ne yaparım durumudur.
Çanta, kırlent serisi, sıcacık bir kış seccadesi... Yok ya, en iyisi yine battaniye...



Kenar da örmek lazım şimdi...









Sahi, ne sormuştum ben size?
"Sizin de anlamsız bir can sıkıntısı ile başlanmış bir parça oldu mu elinizde?"

Olmuştur, olmuştur.


"Oldu" deyin de bari, ben de kendimi normal biri sanıp sevineyim  ;)

Gönlünüzce bir tatil günü dileğimle !

                                                                **************
*Unutmadan!


Yakın tarih meraklılarına.
Ben bir solukta okudum, tavsiye edilebilir kitaplarım arasında yerini aldı.



 Arkadaşlar, sevilen mekanlar, küçük kaçışlar içinde yerini almaya devam ediyor.


Yüksük Bloğum beni yeni dostlukların sahibi yapmaya devam ediyor.

 Sevim Hanım taaa... Cebelitarık dan gelip Ankara da beni bulanlardan. Birlikte de fotoğrafımız vardı ama bulamadım :(
Bir sonrakine artık..  Söz verdi, yine gelecek :)

Siz de gelin efendim, beklerim :)






8 Haziran 2015 Pazartesi

İstanbul Kadın Müzesi

Tesadüfen buldum, okudum.
Sizin de haberiniz olsun istedim :)



Celile Hanım
* Nazım Hikmet'in annesi, ressam.


Adile Sultan
* Osmanlı hanedanının Divan tertip etmiş tek kadın şairi.



Türkiye'nin ilk, dünyanın üçüncü kent kadın müzesi olan İstanbul Kadın Müzesi, 25 Eylül 2012 tarihinde sanal ortamda açıldı. Müze, kentin kültür ve sanat yaşamını zenginleştirmiş yolaçıcı kadınlarla buluşturuyor ve kültürler arası iletişim sağlıyor.
Minimum 3000m2'lik fiziki mekânını arama sürecinde olan İstanbul Kadın Müzesi'nin sanal sergisi 7/24 açıktır. Türkiye'den ve dünyanın herhangi bir yerinden ziyaretçiler, istedikleri anda, oldukları yerden, tek başlarına veya arkadaşlarıyla ve hizmet verilen dört dilden dilediğini seçerek İstanbul Kadın Müzesi'ni ziyaret edebiliyorlar.
Müzenin sürekli sanal sergisi, oturma odasında, balkonda, kahvede, sınıfta, kütüphanede, havaalanında kısacası internet erişimi olan her yerde gezilebiliyor, biyografilerin ait oldukları kategorilere göre müzik dinlenebiliyor, sanatçıların eserleri incelenebiliyor, belgeseller veya sinema filmleri izlenebiliyor, biyografiler hakkında çıkmış basın haberlerine veya bilimsel makalelere ve akademik araştırmalara ulaşılabiliyor.
İstanbul Kadın Müzesi her an ziyaretçileriyle birlikte!


*****************
Bana göre;
Eksik yok mu? Elbette var, hem de yüzlerce ama beni benim eksikliklerim ilgilendiriyor daha çok.
Okudukça yine yine "ne kadar az şey biliyorum" dedim.


Güzel bir hafta dileğimle.


29 Mayıs 2015 Cuma

Bahar Bitmeden

Sizinle paylaşmak istediğim ne çok şey var.
Ne gariptir ki,
yazmak zor gelse de, burada yer vermeyi düşünüp çektiğim fotoğraflar biriktikçe
 içimde bir yük ağırlaşıp duruyor.
 Biliyorum , hafiflemenin tek yolu da yazmak.
Yok, bu durumun sizinle ve hatta benimle bir ilgisi yok katiyen.
Bunun tek müsebbibi zaman! 
Ve onun önüme getirip bıraktıkları.
Malum, şu günlerde aramız pek iyi değil kendisi ile.
 Hayatımdan isimler, öyküler eksiltmekle kalmıyor, en sevdiğim mevsimi de sürükleyip götürüyor üstelik. Kızgınım ona çok!
Neyse ki, benim de Ondan çalıp elle tutulur, gözle görülür hale getirdiğim vakitler var.
Kim bilir bu yüzden belki zaman da bana kızgındır.
Ne dersiniz?




Neyse işte,
Bahar bitmeden yarım kalmış işler bitsin istedim ve bu merserize şalı 
( bir arkadaşım örüp "ipim kalmadı" diye yollamıştı) 
Ben de, ilk yaz akşamlarında hem büyütmüş hem de bitirmiş oldum.


Elimdeki pamuk ipleri kullanınca böyle bir şey çıktı ortaya.
Kenar örneği arşivimden. Kim bilir ne zaman, kimin paylaşımından almıştım ?
Kötü bir arşivciyim ben.





Biten bir battaniyenin ardından örülen minicik elbiseler.
Süslendiler, içlerine rendelenmiş mis kokulu sabunlarla lavanta tohumları, önce pelur kağıtlara, 
sonra tüllere sarılıp dolap içlerine, kışlık giysilerin ceplerine saklandılar.





 Cep demişken,
Bir zamanlar örülüp işlenmeyi bekleyen hırka, 
iğne ipliği elime almayı hiiiç canım istemediğinden ( tembelliğimin yeni kılıfı),
tığ işi iki cebe kavuşup gelecek kışı beklemeye başladı.





Sonra,
Eski komşum, eskimeyen dostum Banu geldi Kayseri'den. 
O da başka bir alem! :))
Başka başka şehirlere taşınır ama hep gelir bulur beni sağ olsun.
Biz yine usanmadan, çocukların küçüklüğünü, sabahları kahve sefalarımızı, arabaya doluşup
 çoluk çombalak yollara düştüğümüz, bol kahkahalı gezilerimizi konuşup durduk.
Aylak Madam, Piraye Cafe'nin bahçesindeki ağaçlar, yoruldu bizi dinlemekten.


Şimdi, baharın bu son cumasında,
Ayrancı Antika pazarında görüp bayıldığım, şimdilik bizim eve transfer olan bu çalgıcı palyaçolarla size " müzikli, neşeli, gönlünüzce bir hafta sonu" dileyeyim.
Sevgimle.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Cihan'a Mektup




Cihancım;

Ben bu yıl baharın geldiğini senden öğrendim biliyor musun?
Bana gönderdiğin e-postaların birinde yazmıştın, benim gönlüme de bahar gelsin diye.
Son zamanlarda yaşadıklarıma ve çocuklarımın babasını kaybedişime benimle birlikte üzülmüştün.
Sonra da acılarla dolu yüreğinin kapılarını açıp bana uzun uzun yazmıştın.

Aynı yerlerde yıllar ve yıllarca yaşamış iki kadın olarak ne kadar geç tanıştık biz.
Oysa aynı demiryolu'nun çocukları, aynı sahillerin gençleriymişiz.
Arkadaşlığa değer vermiş, dostlarımızı yere göğe sığdıramamışız.
17 Ağustos depremi ikimiz hayatını da derinden sarsmış.
Körfezin bir yakasında sen, diğerinde ben.
Akşamları balkonda bir bardak çayı yudumlarken birbirimizin evlerinin ışıklarına bakmışız.
Hayatlar, hikayeler uydurmuşuz o evlerin içinde yaşayanlar için.,
Ama sana bir sır vereyim mi?
Doğrusu sen o ışıklı evlerin birinin sahibesi olarak benim hayal edemediklerimden çıktın.

Hem naif, hem güçlü. 
Bu kadar çok şey bilmesine rağmen, müthiş tevazu sahibi.
Hayatın hoyratlığını her dem yaşamış biri olarak bir gülün güneş altındaki taç yaprakları gibi 
şeffaf, zarif...

Dün seni ne çok andım gittiğim tuhafiyede bilsen.
Bir ara her biri değişik kuş evi formundaki düğmeleri avucuma dizip Nazan'a gösterdim.
" Bak! Cihan'ın kuş evleri bunlar" Diye.

 Şimdi hatırladım,
önceki gün yıllardır asılı duran kapı çelengimi değiştirmiştim.
Üzerinde annemin sevdiği sarı güller olan bir çemberi dış kapıya bağladığımda sanki bir eksik vardı.
Gittim, ıncık cıncık kutularımın birinde nicedir bekleyen pembe kuşu buldum, 
güllerin arasına kondurdum.
Sonra bir adım geriden baktım,
Gülümseyerek " Cİhan'ın kapısı gibi oldu sanki" Dedim içimden.

Biliyorum,
Sen dün olduğu gibi gelecek günlerde de zaman zaman benimle olacaksın.
Bazen bir kanaviçe deseni ile, bazen kalpli kurdeleli kurabiyelerle aklıma düşeceksin.
Tıpkı bir zamanlar gönlüme dokunduğun gibi o an'a dokunacaksın usulca.

Mektubumu yaşarken yüzüne söyleyemediğim cümleyle bitirmek istiyorum izninle Cihan'cım
" Tanıştığımıza çok memnun oldum "

********
Cennet mekanın olsun güzel arkadaşım.








23 Nisan 2015 Perşembe

Serçev ile 23 Nisan Coşkusu


Serçev Ailesi olarak biraz erken kutladık biz bayramımızı dostlar.
21 Nisan da Ankara Bilkent Oteli Balo Salonundaydık.

Hadi gelin, sizin için seçtiklerime bir bakın.
Çocuklarımızın bana ilaç olan sevgileri size de iyi gelir belki.



Gülümsemek yürümekten daha kolay değil mi?
Bu bayram senin küçük kız. 


"Ah kalbim, ben senden çok çektim...."
Bu şarkıyı senin kadar güzel kimse söylemedi, söyleyemez küçüğüm.
Bu yüzden bi daha, bi daha söylettik sana.


Dünyanın en güzel vokalistleri. 
Herkes işini sizin kadar ciddiye  alıp, yürekten yaptığında değişecek bu dünya.
İnanıyorum.
Bu bayram sizin.


Biz sadece sevgimizi göstermek için hazırladık bu cicileri .
Özenle, sevgiyle ve tam 150 tane :)



Salonun dışında bir stand kurduk önce. 
Ayırdık, tasnif ettik.
Dağıtımda Serçev gençlik kollarından 5 melek yardım etti hiç bitmeyen enerjileri ve gülen yüzleri ile.


Ben iki kez sahneye davet edildim.
Biri sevgili Süheyla Teyzemizin bağışları ile yaptırılan tekerlekli sandalyelerin sahiplerine tesliminde, diğeri benim küçük çabalarımın teşekküründe.







Sonra,
Sahne çocuklarımızındı.








 Meleklerimden biri. 
Gerçekten kanatları ve halesi var bakın !
:))


Güzel anneler, harika babalar... Hep çocuklarının yanlarında,e hep eleleler.



"Ben okuyabiliyorum, bana kitap verin" dedi. Nasıl mutlu oldum, nasıl....
Bu bayram  senin çocuğum.


Senin de gül yanaklım.
Hangi hediye siler gözlerindeki hasta kardeşin hüznünü?



Çankaya  Belediye Başkanı Sayın Alper Taşdelen de bütün gece bizimle birlikteydi.
O bizi tebrik etti, biz onu :)


Epey de kalabalıktık. Baksanıza.


Gecenin finalinde Sanatçı Ege de geldi şölenimize.
Coştu, coşturdu çocuklarımızı 10. Yıl Marşı ile.
Herkes sahnede, herkes şarkı söyledi.


Zaten çocuklar gülmeli, şarkılar söylemeli değil mi?

Şarkı tadında günleri, bayram neşesinde bir ömürleri  olsun tüm çocukların.

Son anda yardımıma koşan tüm dostlara kocaman sevgiler.

Şulehan'ıma, Nalan'ıma, Çalıkışu'ma, Serpil'ime, Demoş'uma, Dilek'ime,Yonca'ma,
Nazan'cığıma ve küçük büyük katkıları ve duaları ile bizimle birlikte yürüyen tüm dostlarıma.

Dünya sizinle güzel, Sızılara ilaç, acılara merhem sevginiz için milyon kere teşekkürler.