Başlık çocukluğumun sevgili kitaplarından "Arzın Merkezine Seyahat" gibi oldu :)
Mart ayı bitmeden "2018 Yapılacaklar Listesi" den bir satırın daha üzerini çizme fırsatı doğdu.
Geçen yıldan bu yana bir türlü denk gelmeyen biletler bir gece ekranda beliriverdi :)
Hayatın sizden bağımsız işleyen bir mekanizması var. "Kar yoktur, Çıldır Gölü donmamıştır", hatta "nerede kalırız" falan demedik aldık biletlerimizi anne-oğul. Kervan yolda düzülür sonuçta.
Ve evet, Kars da kaldığımız süre boyunca güneş, yağmur, kar ve hatta dolu gördük.
Bu fotoğraf Doğu Ekspresi ile Kars'a yolculuğun simgesi gibi değil mi? Olmazsa olmaz değilse de fotoğraf için bu plakaların önünde ciddi kuyruklar oluşuyor.
Gençler poz vermede öyle esprili, öyle yaratıcılar ki, onları izlemek benim için gerçekten çok eğlenceli.
İki kişilik yataklı kompartımanlar içine yerleşildiğinde ev sıcaklığına bürünüveriyor.
Sonra Kırşehir den öteye geçmemiş ben için trenimize eşlik eden akarsuların, ekinleri yeşermiş tarlaların, başı kah dumanlı, kah karlı mor dağların,küçük istasyon binalarının geçit töreni başlıyor.
Karların eridiği, suların boz bulanık aktığı zamanlardayız. Nehir bizimle oyun oynayıp bir sağımıza bir solumuza geçiyor. Beni atlatamaz! kapımızı kapatmıyor, onu kaçtığı her yönde takip ediyorum.
Sürüler taze otların tadını çıkarıyorlar yol boyu. Biz hiç görmediğimiz şehirlere doğru yol alırken şimdi onların ağıllara dönme vaktidir.
Adını hiç duymadığım bilmediğim ne çok yer var. Oysa çocukken atlaslarda yer tutmayı sık sık oynardık abimlerle. Hoş, bu isim değiştirmeye benim hafıza neylesin değil mi?
Her yolculuğumda iki kitabım olur yanımda. Biri roman, diğeri mutlaka bir şiir kitabı.
Zihnimde "Han Duvarları" dönüp dururken, çantamda aile yadigarı 1959 yılı basımı, 400 kuruş ederinde bir Özdemir Asaf vardı bu defa.
( bileğime sarılı Marteniçka dönüş yolunda ilk leyleği görmemle Erzincan Tren Garı bahçesinde henüz çiçeklenen bir ayva ağacının dalına düğümlendi. O gelecek sene çok meyve verecek, benim de bileğime bağlarken mırıldandığım dileğim kabul olacak inşallah )
Tren tertemiz, kondüktör ilgili, koridorlar, vagonlar cıvıl cıvıl.
Küçücük çocukları yanında olan genç aileler de var, emekliliğin tadını çıkaran gruplar da. Tabii en çok üniversite çağında olanlar. Herkes birbirine bir şeyler ikram ediyor, eksikler tamamlanıp müzikler dahi paylaşılıyor... Sevgi, ilgi, saygı diz boyu. Hani bir İngiliz'i alıp bizim vagona koysan adam feleğini şaşırır. Tası tarağı toplayıp bu trende yaşamaya başlar. O derece!
Gece olunca kompartımanlarda bir süs püs, görmeniz lazim. Onca aksesuarı alıp taşımak ancak çılgın gençlerin işi. Benim çanta yiyecek içecek ile doluydu. Mini buzdolabımız da olunca ve de dolunca.. oh içim rahat. Dağ başında mahsur kalsak ne gam! Biz de doyarız, komşularımız da evvel Allah.
Akşam yaklaşıp yemek vakti gelince biraz sakinleşti ortalık.
Bir gün önce 18:00 de başlayan yolculuğumuz trenimizin 2,5 saatlik Kayseri rotarı ile ertesi gece
21:00 de Kars da son buldu. Yani tren yolculuğumuz tam 27 saat sürdü.
Orada olduğumuz sürece Kars Öğretmenevi'nde kaldık.
Şehrin içinde, her yere yürüme mesafesinde bir konumu var. Memnun kaldık ve umduğumdan daha iyi hizmet aldık diyebilirim.
KARS
Kars adının kaynağı Karsaklardan gelmektedir. Kars, “Türkiye’deki en eski Türkçe il adı” olma ünvanına sahiptir.
1853 – 1856 Osmanlı Rus Savaşında, Kars’ın Rus ordularına karşı kahramanca savunulması sonucunda; Kazanılan 1855 KARS ZAFERİ nedeniyle, şehrimize verilen «KARS ZAFER MADALYASI» aynı zamanda Anadolu’da bir şehre verilen ilk GAZİLİK madalyasıdır.
18 KASIM 1877 den 25 NİSAN 1918 kadar 40 yıl Rus işgali altında kaldıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmıştır.
1853-1856 tarihleri arasında Osmanlı ile Rusya arasında yapılan Kırım savaşı devam ederken Osmanlı İmparatorluğunu sıkıştırmak amacıyla 14 Haziran 1855 tarihinde Rus Orduları doğu sınırlarımızı aşarak Kars Şehrini muhasara etmeye başlamıştır. Müşir Mehmed Vasıf Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 135 günsüren Rus kuşatmasına karşı Kars halkı ile birlikte kahramanca bir savunma yaparak 29 Eylül 1855 günü Kars Zaferini kazanmıştır.
Sultan Abdulmecid'in fermanıyla 3 yıl süreyle vergiden muaf tutulan Kars şehrine unvanı verilmiş,.
Diye anlatılıyor valiliğin sitesinde bu güzel şehir.
İlk günümüzün sabahında kahvaltımızı edip Ani Harabeleri'ne gitmek üzere aracımızın hareket edeceği noktaya gittik. Kalkış vakti gelene kadar kaldırımda tezgah açan hanımdan çayımızı içtikten sonra Gazi Ahmed Muhtar Paşa Konağını gezelim dedik.
Gazi Ahmed Muhtar Paşa
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nin Kafkasya cephesi komutanı, asker, gökbilimci, yazar, eğitici ve devlet adamıdır. 1912 yılında kısa bir süreyle Osmanlı Devleti'nin sadrazamlığını da yapmıştır. Darüşşafaka Cemiyeti'nin kurucularındandır.
Üst kattaki köşesinde karşıladı bizi Paşa.
Konak Osmanlı mimarisi tarzında ve iki katlı
İçinde Ruslardan kalma bir ısıtma sistemi mevcut.
Benzer tuğla soba ( kapalı bir şömine de denebilir) daha büyük olarak sofada mevcut. O merkezden yakılıp duvar içlerinden geçen borularla tüm odalara duvardan ısıtma sağlıyormuş.
Ani başlı başına ayrı bir yayının konusu olduğundan burada onu atlayacağım izninizle. Ziyaret ettiğimiz iki müzeyi de.
Şehri gezelim biz sizinle bugün. Olur mu?
Fethiye Cami; İlk gece ışıklandırılmış hali ile beni çok etkileyen bu yapı
XIX.yüzyılın başlarında Rusya'nın Kars'ı işgali sırasında kilise olarak yapılmış.
Avlusunda devlet kuran Türk büyüklerinin büstlerinin sıralandığı bir de park var.
Kümbet Camii - 12 Havariler Kilisesi
Bu Ermeni kilisesi Bagratlı Krallığı döneminde Kral Abbas tarafından M.S. 932-937 yılları arasında 12 havari adına yaptırılmış. 1579 yılında camiye çevrilmiş ve Selçuklu kümbetlerine benzer kubbe yapısı nedeniyle Vakıf kayıtlarına “ Kümbet Camii” olarak geçmiş. Yöreye özgü düzgün kesme bazalt taşından yapılmış. Cumhuriyet döneminde ise uzun bir müddet müze olarak kullanılmış.
Işık yetersiz ve burada pek belli olmuyor ama içerideki taş işçiliği çok etkileyici gerçekten.
Taş Köprü
Bütün köprüler böyle olsa diyorsunuz ama başınızı çevirdiğinizde demir yığını başka iki köprü ile karşılaşıyorsunuz.
Arka planda restore edilen hamam görünüyor. Şehrin bir çok yerinde eski yapıları kurtarma çalışması gördük. Sonuç iyi olur inşallah.
Buradan sonra kaleye tırmanmaya başladık.
Yolumuzun üzerinde Ulu Cami vardı.
17. yüzyılda Sultan İbrahim döneminde Kars Beylerbeyi Dilaver Paşa tarafından inşa edilmiş ve uzun yıllar Kars halkının ibadethanesi olmuş.
Kale M.S 1153 yılında Selçuklulara bağlı Saltuklu Sultanı Melik İzzettin'in emri ile inşa edilmiş.
Ve kar yağmaya başladı :)
Biraz da şehrin Baltık mimarisi ile bezenmiş sokaklarında kaybolalım.
Valiliğin hizmeti bu kitap kafede sıcak kahvelerimiz eşliğinde hem kitap okuduk, hem dinlendik.
Burada Molokanlarla ilgili bir yayın bulunca nasıl sevindim baksanıza.
Bu sokak Estonya'nın Tartu şehrinden bir görünüm sanki.
Edindiğim bilgilere göre şehirdeki Rus işgali sadece 40 yıl sürmesine rağmen bu kadar fazla yapı inşa etmeleri, Kars da kalıcı olacaklarını düşündükleri içinmiş.
Bu binaların neredeyse tamamı resmi daireler tarafından kullanılıyor.
Otel olarak hizmet verenleri de var tabii.
Günün sonunda, Pushkin Restaurant Azeri müzikler eşliğinde yöreye özgü çok özel tatlarla buluştuğumuz yer oldu.
Etnoğrafya Müzesi kıvamında dinlenme,çay kahve molaları verdiğimiz kahvehaneler çıktı yollarımıza.
Kars da geçirdiğimiz 2 gün,3 gecenin sonunda dönüş zamanı.
Kars Tren Garı ve Doğu Ekspresi
Bu mevsimde 3 günde değişiyor yeşilin tonu.
Sarıkamış yine bembeyaz, hatırlattıkları ile yürek yakan.
Hasankale'ye vardık. Eski dostlarımdan şimdi ahirette olan Sevgili Meryem'in memleketi. İki damla gözyaşım duama eşlik etti.
Güzel zamanlardı, güzel anılan dostların varlığı ile değerli zamanlar....
Trenimiz ritmik sesler çıkararak, kah yavaşlayıp, kah hızlanarak, bin bir hikayeye tanıklık ederek yola devam ediyor.
Erzincan'ın karlı dağları,
Ne diye yapılmış, ne diye terk edilmiş bilinmez binalar,
yeni yeşeren ağaçlar, ne çok şey anlatıyor dinleyene.
Kısacık molalarla durduğu istasyonlarda "kaga, kaga" diye koşan güzel gözlü güleç yüzlü çocuklar vardı. Giderken bir türlü rast gelmediğim bu yüzden veremediğim paketler, Ilıca istasyonundaki çocukların kısmeti imiş meğer.
Toplamda 6 günlük seyahat ve iki günden uzun süren tren yolculuğu beni hiç yormadı. Trende uyumakta zorluk çekip, kent içinde günde 20 km kadar yürümüş olmama rağmen hem de.
Kars çok özel bir şehir. Doğu Ekspresi ise bir fenomen.
Oldukça ekonomik bir yolculuk. Konforlu da. Daha ne olsun :)
Ben denedim, sevdim. Hatta tren ile yeni bir rota bile belirledim sonbahar için. Bakalım, kısmet.
Kars'a yine gider miyim bilmiyorum. Belki kar yağdığında tekrar nasip olur.
Kars Kalesine çıkıp oradan şehre bakan, mutlaka yine döner gelirmiş.
Öyle diyorlar. Ben söyleyenlerin yalancısıyım.





















