16 Eylül 2020 Çarşamba

Bir Peri Masalı

 



Geçtiğimiz günlerden birinde sevdiklerimiz, sevenlerimizle pembe bir masalın içindeydik biz.
Küçüğüm sevdiceğine, hayatımız yepyeni bir aydınlığa kavuştu.
Işığımız, sevincimiz çoğaldı birden.


Gün öğlene varmadan çaldık kapıyı.


Gelin hanımı almak için bayağı güçlü bir ekiple (!) gittik.






Davulla, zurnayla aldık güzel gelini.
Biraz da ağlattık galiba.

Bana kalsa "Üzülme annesi. Gözü gibi bakar kızınıza Ankara bebesi"
 yazdıracaktım gelin arabası arkasına :)) 


                        Çocukluk arkadaşımla mutlu mesut yola koyulduk  sonra.

İyi ki dediğim, yemyeşil bahçemize gittik. Çınar Kasrı İncek'de çok güzel, bu pandemi döneminde tüm kuralları uygulayan, çalışanların en küçük detay için bile p ervane olduğu bir mekan. İlk gittiğimizde Ocak ayı idi ve  ayaklarımız bileğe kadar kara gömülüyordu.O halinde bile çok beğenmiştik burayı. 


Evde zaten birlikte olduklarımızla böyle,


aylar sonra görüştüklerimizle böyle olduk.




Bir nikah da burada kıyıldı. Etti 3!


İlk dans, mekana adını veren sevgili çınar ağacı altındaydı.






Bu tabloda yılların emeği, sevgisi ve fedakarlığı var.
Çünkü çocuklar bugünü 12 yıldır oya gibi işledikleri aşkları ile inşa ettiler.
Anadolu lisesinin ilk yılında başlayan arkadaşlıkları okullar bitirilip her ikisinin kamu görevlisi olması ile evlilik yoluna girdi. 
Her şey ile kendileri ilgilenip bize çok da iş bırakmadılar. 
Gören doğum günü partisi düzenliyorlar sanacak. diyordum hep :)
Bana ömrümün en güzel, en mutlu gecelerinden birini yaşattıkları için onlara müteşekkirim gerçekten.




Bu resim için ne çok beklediler.

*********************





Zor bir yaz geçirdik. Normalde zaten sıkıntılı bir süreç olan düğün öncesi, sürekli değişen kararlar ve kısıtlamalarla organizasyon değişip durdu. Sonunda hepimizin çok içine sinen, çok mutlu olduğumuz bir gün ve gece yaşadık şükür.
Biz "en gençler" saatler sonra diğerlerinden ayrılıp geceyi çorbacıda sonlandırdık.


Ertesi gün çocukları yolcu etmeden pasta bile kestik.
Bal böcekleri küçük evde tatil yapıyorlar şimdi.
Her gün Assos dan, Cunda dan, Ayvalık dan kısaca en sevdiğim yerlerden bana gülen fotoğraflar gönderiyorlar.


Varsa sizin de sabırla beklediğiniz mutlu sonlar, dilerim hemen gelip sizi bulsunlar.

Mutlu olmaya bugün dünden daha çok ihtiyacımız var çünkü.





18 Ağustos 2020 Salı

Kahve Zamanı-Kahve Dünyası Eskişehir

Çok uzun zaman önceydi. 
Şimdi dönüp bakınca "çok uzun"dan daha da uzun bir zaman gibi geliyor bana.


Sevdiklerimizle korkusuz ve kuşkusuz bir yerlere gidip oturduğumuz, 
içimize sine sine bir şeyler yiyip içtiğimiz zamanlar.


Bu kırmızı opalin avize altında geçen, mis kokulu akşam yine de dün gibi.





Bu şekerleme kutusu gibi evler bir Eskişehir de, bir de Çanakkale de mutlu tebessümler  yerleştiriyor yüzüme. Hiç böyle bir evde oturmuş olmasanız da sizi eski zamanlara, çocukluğunuza, anne babanızın gençliğine, komşularla kocaman bir aile gibi yaşadığınız zamanlara ışınlıyor.


Atlı Han

Her gittiğimde lüle taşı dikiş yüksükleri aldığım, bir dolu anı barındıran yer.




Şimdi içimde garip bir istek var.
Hiç bilmediğim bir şehre gitsem. Havada bahar esintisi, sokaklar tenha olsa.
Ben tüm günlük telaşlardan azat olmuş, öyle sakin sakin dolaşsam.
Kafamı kaldırıp baktığımda masmavi gökyüzünde pamuk kümesi bulutlar,
yol boyu ağaçlar, çiçekler, böyle sırdaş evler görsem.

Melih Cevdet Anday'da böyle hissettiği bir günde yazmış olmalı şiirini.


Bir Misafirliğe Gitsem

Bir misafirliğe gitsem
Bana temiz bir yatak yapsalar
Her şeyi, adımı bile unutup
Uyusam...
Kalktığımda yatağım hala lavanta koksa
Kekikli zeytinli bir kahvaltı hazırlasalar
Nerede olduğumu hatırlamasam
Hatta adımı bile unutsam....

**********
Diye.




17 Ağustos 2020 Pazartesi

17 Ağustos 1999' A Dair

 



Bir yaz gecesi yine nedensiz terketmişse uykum beni. Başkentin ışıkları denizin pırıltıları olmuşsa gözlerimde. Ben o gecedeyim.

Toprağın, göğün, denizin canlanıp, canlar aldığı o yerdeyim. 

21 Yıl oldu.

Yara aynı...Sızı da.

Dün gece dostlarım aradı.''Tören var'' Dediler.

''Aklımızdasın''....

Aklımdasınız.

Bugün dokunmasınlar bana.  Aramasınlar. 

Çiçeğimi aldım,eski bir arkadaşa gidiyorum.

Dedim ya yokum burada.

Ben pencereleri denize bakan evimdeyim bugün.

Boş odalarda kalan çocuk kahkahalarını tekrar duymaya,

bahçesine o yaz diktiğim gümüş yapraklı söğüt dallarına, 

çocuklarımın kapı pervazındaki basamak basamak boy çizgilerine dokunmaya,

duvarlarındaki minik el izleri duruyor mu diye bakmaya gidiyorum.

Sevinçlerimin, kederlerimin sessiz ortağına. 
Yıllarca sevip bir gecede terk ettiğim yuvama.
Ben bugün eski bir arkadaşa, pencereleri denize bakan evime gidiyorum.


                                              ************

Bu yazıyı 10 yıl önce bloğa yazmışım... 
Sızı hep aynı jilet kesiği inceliği ve derinliğinde.  Çocuklarımla yaşıt arkadaş çocukları, okulumuzdan öğretmenler, kendi okul arkadaşım, komşulardan adını bilmediğim yüzlerini bellediklerim... Hep aynı yaşta kalanlar.

Sizden sonra dünya başka bir yer oldu. Daha iyi değil, daha kötü mü? Bakın onu da bilmiyorum. İnsanoğlu yeni acılar icat etmede epey yol aldı ama.. onu iyi biliyorum. 

O gece sizinle birlikte gitmeyenlerin bazıları da yıllar içinde birer birer eksildiler hayatımdan.

Enkaz başlarında iş eldivenleri dağıtan abim. Her hafta sonu, cuma akşamından evsizlere battaniye ulaştırmak için yola çıkan eşim, o sabah ikişer dağıtılan ekmeğin sadece birini alıp "bize yeter" derken gözlerinden yaşlar akan annem....

Nurlar içinde yatın. 
Hepinizi çok ama çok özlüyorum.

Şubat 2000 den bu yana Ankara da yaşıyorum ya, yine de olası İstanbul depreminden en çok ben korkuyorum. Çünkü gerçek çaresizliğin yüzünü biliyorum. 
Allah yardımcımız olsun!




 

6 Ağustos 2020 Perşembe

Ben baktım, o geçip gitti

Kah pencere pervazına dayadım dirseklerimi baktım.
Kah balkon küpeştesi kenarına bir sandalye attım. Bir kaç akşam serinliği parkdaki çamların altında karanlıkta izledim geçip gidişini... Bütün ayrılışlar gibi incecik sızlattı içimi  ama o yine de gitti.
                                                     ( kuşlara yem, bana kahve)

Eğer Ankara da yaşıyorsanız, Temmuz ayı bitip giderken Yaz'ı da koluna takacağını bilirsiniz

Ağustos da gündüzler hala sıcak olsa da, geceler serin serin dolar açık pencerelerden içeri. İnce de olsa omuzlara atmaya bir şey arayınca terk edilmişlik gibi bir hüzün duyar insan. Oysa baharları severim en çoğu. Ne kış, ne yaz... Yine de kış giderken zil takıp oynayasım gelirken, yaz biterken üzülürüm. Ananem "yaz fakir mevsimidir" derdi. Ne olsa giyer, her yerde yatar, ne yesen doyarsın. Bu düşüncenin insana özgürlük sağlayan tarafı bana hep iyi gelir. 
Ondan galiba bu hüzün.

Evde küçük oğlumun evlilik telaşı yaşanırken, dışarıda bin bir tehlike  varken ve ben kronik bir hastalığın sahibi iken bu sene yazlığa da gidilmedi tabii. Uzun zaman olmuş tüm sıcakları Ankara da yaşamayalı. Sebep bu kadar güzel olunca, varsın deniz, zeytin ağaçları, komşuda sabah kahveleri, mehtapta yüzme serüvenleri beklesin dedik. Bekliyorlar... Eylül de inşallah. Zeytinlerin renginin dönmeye başladığı, bizim oralarda denizin en güzel olduğu ayda kısmetse.


Umutlu bir tebessümle veda edeyim :)


30 Temmuz 2020 Perşembe

Bayram Kahvesi





Bugün arefe.
 
İzniniz olursa Can Dündar'ın bayramlarda bir bölümü sıkça paylaşılan "Her Gün Bayram" yazısının tamamını paylaşmak istiyorum sizlerle. Bu yazı son yıllarda "Yaşamak Bayramdır" başlığı ile Can Yücel' atfedilerek sıkça yayınlansa da, ilk defa 10 Ocak 2006 tarihli Milliyet Gazetesi'nde Can Dündar imzası ile yayınlanmış.  

 Yukarıdaki kahve de bu limonata tadındaki yazının eşlikçisi olsun.

Çanta mı? Ben içine çifte kavrulmuş kuş lokumları ve anasonlu badem şekeri koydum ama bayramı tatil bilenlere totem olsun isterseniz:)


******** ********

Zamanla anlıyor insan: 3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte bir şey bayram...
Hayata rastgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.
***
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... 
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.
***
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...
Vuslat da bayramdır öte yandan...
Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
***
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır. 
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır. 
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...
***
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır. 
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...
***
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. 
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır. 
Her gününüz bayram olsun!

Can Dündar – Can Yücel

 *********  ********

İşte böyle sevgili dostlar.

 Ben size "her gününüz bayram olsun" demeyeceğim. Benim temennim ;

"her gününüzde bayram neşesini bulmaya çalışmaktan vazgeçmeyin" olacak :)

Sevgi ile!