31 Aralık 2016 Cumartesi

2017' ye Bir Gün Kala Demetevler Huzurevi



Yeni bir yılın kapımıza dayandığı bu günlerde Ankara sevdi Karlar Ülkesi olmayı.


 Uzun zamandır gidemediğim huzurevine  yine randevu alarak, yine özel bir eğlenceye denk getirerek gittim. Bir gün önce sakinlerinden biri vefat edince, planlanan kutlama iptal edildi.


Tabii kolay değil, bunca insanın aile sıcaklığı arayışı ile sarıldıklarından birini kaybetmesi.
Hüzün öyle yoğundu ki, bana anlatmış olmasalar da farklılığı hissedebiliyordum.


Herkes kendi dünyasına çekilmiş, üzgün ve yorgun...




Beni yine Yurdagül Hanım ve Müdür Bey karşıladı. Hatırlanmaktan mutlu.
Öğleden sonrayı ziyaretçilere ayırmışlar. Yine pırıl pırıl gençler elleri kolları dopdolu geldiler. 



Boccia turnuvasına hazırlanan huzurevi takımı ile antreman yaptılar. 
Böylece ortama bir parça da olsa enerji ve neşe geldi.


Bu tatlı hanım artık arkadaşım olan Yurdagül.
Tam dört yıl olmuş tanışalı, arada sırada görüşeli.
Huzurevi sakinleri ile fotoğraf çekimi ve yayımı yasak olduğundan, çektiğim karelerde huzurevi sakinlerinin tanınabilir olmamasına azami dikkat ettim. Yoksa seyircilerde vardı, tezahüratta :)


Anlatmadan geçemeyeceğim bir şey var ki, 
personelin hem yaşlılarımıza hem misafirlerine gösterdikleri sımsıcak ilgi.
Hepsi inanılmaz şevkatli, sabırlı ve hoşgörülüler. Bu anlamda burada kalanlar ekstra şanslı.



Bu not tutacaklarını güngörmüş yorgun eller faaliyet odasında hazırlıyor.
Takılar yapıyor, ahşap boyuyorlar birde. Sonra kermeslerde minik gelirlere dönüşüyor her biri.
Girişte ayrıca bir panoda satılık ürünler gelen ziyaretçilere sunuluyor.
Harika bir öğretmenleri var. Biliyor musunuz, bizim yaptıklarımız içinden örnekler ayırdı.


Bir de malzeme ihtiyacından söz etti.
İncik, boncuk, ip, keçe, boya. ... Ne varsa. Ben evden toparlamaya başladım bile.
İşe yarayacağını bildikten sonra, memnuniyetle boşaltırız çekmeceleri, rafları değil mi ? 


Öğle vakti gittim, akşama kadar kaldım bu defa.Öyle hediyeleri ver, kaç yok ! 
Bırakmadılar zaten. Epeydir görüşmemişiz. Her ne kadar haklı sebeplerimiz olsa da, söz verdim bir daha arayı bu kadar açmamaya.


İçime çöken karanlık akşamdandır diye avutarak , ışıklı bir yerlere attım kendimi sonra.


Yok! Olmadı ya, neyse....Bedenimi yorunca ruhum dinlenmiyormuş. Anladım. 


  Noel Babayı bulmuşken sayıp döktüm isteklerimi.
Nasıl dile gelip cevap vermedi ya da pılıyı pırtıyı toplayıp hemen ortamdan kaçmadı anlamadım doğrusu.





Bitmedi, Bitmiyor :)



Alışık değiliz değil mi böyle 20 kişilik hazırlıklara. Şimdiden söyleyeyim, bu defa emrivaki yaptım. 
Nasıl karşılanacağımı da bilmediğimden, ne olur ne olmaz paketlerle geri dönmek de var. diyerek başlangıç dozu ayarladım :)


Bunlar Hacettepe Onkoloji Hastanesi Çocuk Polikliniğine gitmek üzere hazırlandılar arkadaşlar.
Yani 20 kişilik öncü kuvvet.
Birkaç gün önce arayıp, bölüm sekreteri ile konuşmuştum. Bana bir sürü prosedürden söz etmişti.
Kim dinler!
Ben ve hediyelerimiz en şirin halimizle ansızın çaldık Canan Hoca'nın kapısını.
-Biz geldik, isterseniz de hep geliriz. dedik kısaca anlatmam gerekirse.

-Alışkanlık yaptı, her yıl hasta çocuklarımıza, yaşlılarımıza 400-500 paket hediye dağıtmazsak imkanı yok uyuyamıyoruz. Tek rakibimiz Noel Baba dedik :))

Yok , şaka tabii. Son iki satırı size şirinlik olsun diye yazdım.


Bakın nasıl güldü gözlerinin içi. Sevdi bizi, sevdi :) Biz de onu.
İletişim bilgilerimizi istedi. İhtiyaç olunca arayacağını söyledi ve daha bir sürü güzel şey.



 Kapıdan beni bu sarı fırtına uğurladı.
Havanın ayazına inat, içim sımsıcaktı.





Sonra Hamamönü sokaklarında bu üç unutulmaz karakterle göz göze geldim. 
İnsan çoktan beridir göremediği sevdiklerine rastlamış duygusu yaşıyor, yeminle :)
Kocaman bir tebessüm gelip yerleşiyor yüzünüze.


Ne dersiniz? Kar yakışıyor bu şehre galiba.



Karda kayıp düşmesi ile haklı bir üne sahip olduğumdan  bir süre mesaj aldım sevdiklerimden.
Hadi artık eve dön! Diye

Tüm ikazlara kulaklarımı tıkayıp Saman Pazarı'nın yolunu tuttum inatla.


Alış veriş, paketler, eksik gedik tamamlamalar... 
İlle de tanıdıklarla yeni yıla dair sohbetler, iyi dilekler, olmaz olamaz temenniler...



Hep bildiğim yerlere dönüp dönüp bakmalar.


Her uğradığımda mutlaka bir şeylerin yerinin değiştiğini gördüğüm bizim mekan.
"Cafe Eski Ankara Saklı Teras" da çay molası. Personelle sohbet, muhabbet...


 Sevgi ile karşılanmak, özenle ağırlanmak ne güzel !
Bu sebepten kasabım, bakkalım, eczanem, kahvemi çayımı içtiğim yerler 
kolay kolay değişmez benim. 


 Alacağım bir şey yoksa da sanki içeri girmezsem kalbi kırılacak sandığım Suluhan.
Ne garip değil mi? İnsan asla alışamayacağını sandığı yerlere nasıl da tutku ile bağlanabiliyor?
Bende biraz zaman alsa da.. Artık her yerde yaşayabilir, sevecek şeyler bulurum sanırım.

**********

Bir günü ve hazırladığımız hediyelerin bir kısmını daha böylece tükettik arkadaşlar.
Ama... Bitmedi.  Daha sizinle paylaşacağım çok güzel şeyler var.
Çalınacak kapılar, tutulacak eller, sarılacağım insanlar var.
Anlatırım gün be gün. İşimin adı ne?

Sağlıcakla kalın.






29 Aralık 2016 Perşembe

Güzel Bir Gün



Son yıllarda adet edindiğimiz üzere yılbaşı için hazırladığımız hediyelerin bir kısmı ile dün yine Lösev'e gittik.
Yine Macide Hanım karşıladı beni kollarını kocaman açarak.
Hani geçen 23 Nisan da hepimize duygu dolu teşekkür mesajları gönderen o zarif kızımız.

Tam zamanında gitmişiz. Onlarda hazırlık yapıyorlarmış ve hediyeler eksik kalmış. 
Depoya haber göndereceklermiş. Bizi görünce, gerek kalmadı yaşasın!  dediler :)


 Fotoğraflarda tam çıkmamış ama ben söyleyeyim, siz de sevinin:
50 den fazla çocuğumuz hatırlandığını bilerek gülümseyecek sayenizde.


**************




Bir kahveyi hak ettim diye düşünürken, tam da burayı seçmişken 
 Türkiye Emekliler Derneği'ne gitmem gerekti.
Son bir yıldır onlarca tekerlekli sandalyenin bir kısmını
 bu derneğin korosunun konserlerinde dağıttık. 
Koronun üyeleri de maddi, manevi yardımda bulundular, sandalyeler bağışladılar.


Son zamanlarda göre göre beni korist sanan İsmail Hocama çok güldüm ama. 
Anında unutuyor, unutmadığı tek şey müzik sanıyorum.

Tutturmaz mı, haftaya da geleceksiniz  diye :)) 
Neredeyse bana solo verecek arkadaşlar, öyle böyle değil !

Bir ara kendimi Nadide Hayat'ın kahramanı gibi hissettim :)
Neyse bizim toplantı saati geldi de, kaçtım.

************


Akşam yine Ankara Opera Binası'nda kendime ayırdığım rüya gibi iki saat vardı.
Amadeus'un ilk sunumu, tek kelime ile rüya gibiydi.
W. A. Mozart'ın herkesce bilinen besteleri eşliğinde iki perdelik bale gösterisi.
Müzikler, koreografi, hele dansçılar müthişti.  Hiç bitsin istemiyor insan inanın.

Bu sayfalarda size çoğunlukla sergilerden, müzelerden, konserlerden söz ettim.
Bu yıl galiba benim çok sevdiğim bale sanatından, güzel örneklerinden sıklıkla bahis ediyorum.

Çünkü ben tedavimi yine "sanat" ile yapıyorum. Hala acıyan yaralarıma, gündemin getirdiği sıkıntılara iyi geliyor,  benim reçetem bu.
Sizin ki nedir bilemem elbet.  Belki denersiniz diye paylaşıyorum sadece.


( elbette seyir esnasında fotoğraf çekmedim :) bu net. den alıntıdır. 
Ben sadece "selam" da çekiyorum. alttaki gibi)



************


Çıktığımızda, Ankara simsiyah geceye tül hafifliğinde beyaz bir şal sarmıştı.
Kulaklarımda hala o müthiş dahinin müzikleri, elif elif yağıyordu kar.


Hava buz gibi, parklar, bahçeler başka bir ülke sanki.
Hani yaz başında, gül mevsiminde gittiğim ;) Anladınız siz onu.


Gece geç saatte, günün notları, yapılanlar, yarım kalanlar, yarına sarkanlar...
Yeni bir kitaba başlamanın zevki ve bir fincan sıcak çikolata...
Ha, evet ! bir de huzurlu bir kalp.

Daha ne olsun!