Kayıtlar

Ekim, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

8.Çağdaş İtalyan Filmleri Haftası ve Sergiler

Resim
8.Çağdaş İtalyan Filmleri Haftası'nı bu gülücükle ben başlattım, ben kapattım arkadaşlar. Şöyle ki; bir açılış gecesi filmine gidebildim, bir de son gün kapanışta gösterilene. Çok güzel iki film izledim sonuç olarak.
"Bırak Kendini" Bilinen bir konunun, yine bence bilinen tipik İtalyan ailesi tarafından yaşanması ile  gelişen komik olayları anlatıyor. Salon kahkahalarla çınladı resmen  :)
"Robot Jeeg" ise Bilim Kurgu türü filmleri sevmediğim konusunda kendimi sorgulamama sebep oldu. Bir yerlerde en iyi film seçilmiş geçen yıl. Velhasılı, aslında gösterimine gitmek istediklerime gidemedim, istemediklerimi izleyip çok beğendim. Size de oluyor mu böyle? Hani ayaklarınızın geri geri gittiği bir yerden ayrılmak istememek, tatmak istemediğinizin dibini kazımak halleri?

Sonra, Ressam Sabiha Aker'in ÇSM deki pastel notürmort çalışmaları sergisini gezdim. Hayran kaldım.






**** Fotoğraflarla Peru'yu tanıdım sonra. Geçmişin İzleri Bugünün Renkleri adlı sergide.
Asl…

Tığ İşi Battaniye

Resim
Tığ işi, bana çocuk yaşımda ellerimin  sadece peşinde koştuğum topları tutmanın,  komşu arsadaki bodur nar ağacının dallarına asılmanın,  çamurdan köfteler yapmanın ötesinde bir şey için kullanabileceğimi öğreten ilk iştir.
Galiba bu sebepten de en sevdiğim, bana en kolay gelen iştir. Bir parça ip ve küçük bir metal parçası ile insanın bunu yapabiliyor olması da hep şaşırtır :)


Böyle bir girizgahtan sonra size tül zarafetinde döküm döküm danteller göstermem gerek belki ama...  Benim ki sadece yumruk kadar yumaklarla örülmüş,  örerken hayaller kurdurmuş, "büyükanne işi" bir battaniye.

Örüp örüp doyamadıklarımdan olsa gerek, böyle iki battaniyelik motiflerim oldu zaman içinde. Bu yüzden epeyce büyük tuttum ebatlarını.  Sahibi bayıldı görünce. "Bu beni örter bile !" dedi sevinçle. Örtsün, dedim. İşten eve geldiğinde, hani küçük bir molada, al kahveni kitabını eline, kurul en sevdiğin köşeye, çek üzerine benim sevgimi. Bak nasıl sımsıcak olacak için, dışın. Sevgi bu, her derde dev…

Ankara da Hatice Rüzgarı Esti

Resim
Güler yüzlü, güzel kalpli Hatice  ( örgü çantam ) buralara gelip gideli epey oldu. Bendeniz gecikmeli yazılar yazarı olduğumdan anca yer veriyorum. Vaktin nasıl geçtiğini anlamadığımız bir öğle sonrası yaşadık hep birlikte. Sonra Nalan, Müjde, ben, Hatice'nin şeker ablası, Merih ve Hatice dizildik böyle sedir yastığı gibi. Ne iyi ettik. Mutluluğum yüzüme mi yansımış ne?


Yetmemiş olacak ki bir kaç gün sonra Merih ve Dilek ile Göksu Parkında buluştuk. Ben çıtır simitler götürdüm, Merih de tavşan kanı çayını kaptı geldi. Dilek'i de arayıp "bırak işi gücü gel" dedik. Kırar mı hiç ablasını :)



Dilek de, Merih de Göksu ya yürüme mesafesinde oturuyorlar.  Benim evim biraz uzak ama ne gam!

Bu güneşli günler biter yakında.  Biter değil mi?  Bitmesin!

Hep geziyor hep geziyor! Diyelere;
Okudum:
Ördüm, diktim ama onlar sonra :)



Perşembe Günü Sosyete Pazarı ve DİB Kitabevi

Resim
Sıhhıyedeki bu pazara yıllar içinde benim ikinci gidişim. Bir kalabalık bir izdiham anlatılır gibi değil. Çocukluğumdaki bayramların arefesindeki Mahmut Paşa yokuşu gibi. Hava da bir güzel ki... 



Çıkmış tezgahın zerine almış eline zilleri. Şakkada şak şak, şakkada şak şak... Bir yandan da mani söylüyor. Zevkli, neşeli bir iş sahibi arkadaş.

Mantar üzerine kabartma bu minik Tallinn tablosunu Ankara da hem de pazarda bulmama ne dersiniz? Özledim ya, ben hiss-i kalbel vuku diyorum :)



Gez, dolaş ayaklarımıza kara sular indi. Aklıma esti,  Necati Bey Caddesinin başında Diyanet İşleri Bakanlığı Kitabevi vardır.
Geçen yıllarda Osmanlıca kitaplarımı aldığım, sevdiğim, huzurlu bir yer. Üst katına bir Kitapkafe açılmıştı. Bir türlü gidememiştim.

Bir çay içimi uğrayalım dedik, akşamı ettik. Caddeye bakan kocaman pencereleri, tertemiz havası, tazecik pastaları ve sakinliği ile o yorgunluğun üzerine  nasılda iyi geldi.  Nereden bulacağınızı bilemediğiniz ne kadar kitap varsa orada. Her daim %20 i…

Kağıt Gemi

Resim
Eski bir haberden; "Bedri Rahmi Eyüboğlu 40. Ölüm yıldönümü etkinlikleri kapsamında Fotoğraf Sanatçısı Candaş Arın‘ın projelendirdiği ve Rahmi Eyüboğlu’nun hayata geçirdiği “Bedri Rahmi Eyüboğlu Anısına Kağıttan Gemi Yüzdürme” etkinliği Fenerbahçe Yelken Kulübünde gerçekleşmiş. Etkinliğin fikir babası ünlü fotoğraf sanatçısı Candaş Arın, Bedri Rahmi Eyüboğlu’ nun “Kağıt Gemi” adlı şiirinden etkilenerek 5m boyunda 2m eninde batmayan bir kağıt bir gemi tasarlayıp yüzdürme fikri ile bir farkındalık yaratmak istemiş."

Hiç kağıt gemi yapmamışımdır. Yapmayı da bilmem zaten.  Doğduğum ev denize karşı olunca, lodos sonrası denizin getirdiği tahta parçaları gemimiz olurdu bizim.  Sonradan öğrendim, kağıt gemiler, suyu bahçelerindeki süs havuzlarında gören memur çocuklarınınmış zaten.
Şimdi deniz uzaklarda. Kıyıcığında çıplak ayaklarla koşan üç küçük çocuk da. Ve ben hala kağıttan gemiler yapmayı öğrenemedim.

görsel; fotokritik

Gökyay Vakfı Satranç Müzesi-Ankara

Resim
(Ankara temalı satranç tasarım yarışması birincisi ahşap takım)
Sarı sonbahar gününde, aklımda pusuya yatan bir plan üzere arkadaşımla düştük yola. Hadi yine iyiyiz, çünkü Ulus da, Hamam Arkasındaki Satranç Müzesine gidiyoruz.
                                                                                          (görsel müzenin sayfasından)
Adliyeden Hacettepe yokuşunu sarıp konuşa konuşa çıktık Altındağ Belediyesinin önüne. Müze belediye binasının hemen arkasında, iki katlı, eski Ankara Evi formunda inşa edilmiş.
İçeri girer girmez müzenin kafesinde birer çayla soluklandık evvela.

Adı " chaturanga " buranın. Sorduk hemen tabii. Satrancın bilinen en eski adı imiş.
Kafenin hemen yanında, değişik satranç takımlarının, Ankara temalı hediyeliklerin,
müzenin logosu ile desenlenmiş hatıra eşyalarının satıldığı küçücük bir de mağaza var.




Burası tamamı ile benim gibi detaylara takılan gözlere sahiplerin bayılacaği bir kafe. Hele çalışanları... Çayın yanında şeker gibiler.



Büyülü Dünya'…