9 Temmuz 2016 Cumartesi

Stockholm Sokakları


Stockholm bir adalar ve kanallar şehri demiştim ya,  gerçekten öyle.
Her yer deniz ve köprü. Kışı nasıldır bilmem ama bu mevsim gerçekten her açıdan kartpostal güzelliğinde. 


 Gezi sırasında 20 km den fazla yürüyerek rekorumu kırdım o gün. 
Değdi, değdi gerçekten.



 Her yerde görkemli, tarih kokulu binalar,


 yemyeşil parklar,


 anıt heykeller var.
Lakin bir tek çeşme yapmamış elin oğlu.



Bu şehirde de bir "Old Town" varmış. Emin adımlarla gidiyoruz bakalım.




Tallinn den sonra Eski Şehir bana çok küçük geldi.
Bir ana cadde ve onu kesen birkaç kısa sokaktan oluşuyor hepsi hepsi.
Küçük dükkan vitrinlerine bakalım mı?




Daha önce dediğim gibi burası dünyanın en pahalı şehri ünvanını hak eden bir şehir.


Bu kitap evine dikkat!
Benimkiler buradan çıkamadılar bir türlü. Vay canına! deyip durdular.
Ben pek anlamam bu fantastik serilerden ama dekor film seti gibi.


Kafama bu yaratık düşer mi? derken.


Üst katta birileri mi var?


:) Bunu biliyorum işte.


Bu arada Baltık ülkelerinde yılın trendi TENTEN sanırım.
Çok yerde çok şeyin üzerinde bu sevimli Fransız bebe.


Tabii  bir de şehrin sembolu olan atlar.




Beş tost aynı anda tek tek yapılıyor. Seramik tezgahı gibi bir sistem.
İyi fikir ama  :)




Burada da Batık Kehribarı ( amber ) den yapılan takıların satıldığı dükkanlar vardı.
Gerçeğinin ve hasarsızının zor bulunduğu bu taşın gram fiyatı 10/18 euro ile İsveç te rekor kırıyor.
Bu yüzden ben Riga gezisinde,  Letonya dan aldım küçük bir hatıra.


İsveç den yüksük adım koleksiyonum için.
Sahi, siz benim Dikiş Yüksükleri bloğumu biliyorsunuz değil mi?

http://tulinsthimbles.blogspot.com.tr/

*******

Hadi şimdi Kraliyet Sarayı bahçesindeki Nöbet Değişimi Törenine...


Yine köprü, yine deniz. 


 Deniz burada kedi yavrusu gibi bulduğu yerde sokulmuş koynuna şehrin.


Uzaktan bakınca film platosu görünümündeki binalarda hayat var.
Sanki olmamalıymış gibi şaşırtıyor bu beni :)


Bazen de böyle, dün ve bugün sırt sırta.


Hani burası dümdüz bir şehirdi? Kim uydurdu bilmem, bana yine yokuş.
Bir de töreni kaçırma telaşı...


Yakaladım :)) Onlar da anca geliyorlarmış zaten.



Tören yerine toplanmaya başlamış millet.


 Hemen kaynak oldum aralarına.


Bence öyle aman aman bir şey değildi doğrusunu söylemek gerekirse.
Bayan askerlerin oluşu güzeldi de bizim çakı gibi Mehmetcik'e alışmış gözlerimiz hemen gördü
 ütüsü kötü, kimilerinin  rengi atmış üniformalarını.



Sarayın etrafındaki yapılar. 
Hepsinin hikayesi buraya yazamayacağım kadar uzun.


Aaa... ? Hani bunlar gizliydi?



Burada bütün sokaklar eninde sonunda denize çıkıyor.


Yorulduk, bir park bulmak lazım... İşte orada!


Kapısı da bir gösterişli ki.  
(Ben böyle yıldızlı bir kapı hatırlıyorum ya. nerden? )



Şimdi nereye?


Tam arkamızdaki caddede kapıları birbirinden güzel binalar var.
Bana şimdi vakit, çocuklara sabır lazım. Malum ben mehteran gibi iki adımda bir durucam.



Her biri anıt güzelliğinde gerçekten.







Ne güzeller değil mi? 

Güneşli günlere hasret Finlilerin mayo bikini güneşlendiği bir başka park 
bize de yeni mola ve piknik noktası oldu.



Uzandığımız yerden "ağacın tepesinde bir kalp var" dedim. Benden başka kimse benzetemedi  ; =)
Bir de siz bakın...  Bakın işte orada!


*****

Artık gemiye dönme vakti. Bizi buraya getiren Victorya 
limanda temizlenmiş paklanmış bizi beklemede.


Hoşçakal Stockholm. 
Güzel, vakur,  biraz da kibirli buldum ben seni.
  Bir daha gelir miyim? Sanmıyorum. Unutur muyum? Bak onu da sanmıyorum.



Güzel ve uzun yolculuk sil baştan.






Bir çok yeri daha gezdik ve çoğu sizin de görsellerden ulaşabileceğiniz görüntülerde fotoğraflar çektik. Ben takılıp kaldıklarımdan seçkiler yaptım sadece. Umarım sizin de gönlünüze hoş gelmiştir.

Kısıtlı zamanımızda listemde olup da yapamadığım şeylerde oldu Stockholm de.
Olaf Palme nin vurulduğu yere gidemedim mesela. Ya da geçtim farkında değildim bilmiyorum.
Nobel Müzesi için de vakit kalmadı.
Alp daha önce gittiği küçüğün de böyle bir isteği olmadığından çok da takılmadım buna.


İsveç yolculuğumuzdan iki gün sonra bu defa Finlandiya'nın başkenti Helsinki ye gittik.
Hala sıkılmadıysanız benimle gezmekten, isterseniz onu da paylaşırım sizlerle.

Evet diyen parmak kaldırsın lütfen :)
Gönlünüzce bir hafta sonu geçirin olur mu.





4 Temmuz 2016 Pazartesi

Gemi ile İsveç'e / Tallinn-Stockholm Yolculuğu



Size bugün hayatımın en uzun gemi yolculuğunu anlatayım istedim arkadaşlar.
Sonra da bu yolculuğun sonunda vardığımız "dünyanın en pahalı şehri" ünvanını benim gözümde de sonuna kadar hak eden Stockholm'ü.

Tallinn-Stockholm arası deniz yolu ile yaklaşık 16 saat süren uzun bir yolculuk.
Bu yüzden akşam üzerleri kalkan, içinde geceyi nasıl geçireceğinizle ilgili bir çok seçenek sunan  gemilerle yola çıkıyor, sabah İsveç'e varıyorsunuz.

Önceden biletinizi alır ve fırsatları takip ederseniz bu çok da pahalı bir yolculuk olmuyor aslında.
Şöyle ki, 4 kişilik , içinde banyosu da olan kamara indirimli günlerde 90 euro civarında.
Geminin içinde ise Duty Free de bazı kalemler hariç, her şey el yakan cinsten.

Gemi personeli inanılmaz kibar insanlar.
 Pasaportumuzda TC yi görüp bizi "Hoşgeldiniz" diye Türkçe selamlamaları yetti bana :)


Gemiye binmek öyle kolay değil bir kere arkadaşlar :))

Sabahtan beri çantaları yiyeceklerle doldurmak için yorul, limana git, ardından bu 1 kilometrelik tünellerde yürü... ben yola çıkmadan yoruldum dersem inanın.
Yolun sonu sürprizli. çünkü direkt olarak  6. kata giriş yaptık.


Martılar eşliğinde yolculuğumuz başladı.




Tallinn'i ardımızda bırakırken hava kapalı, arada yağan yağmurla da epeyce nemli ve soğuktu.


Eşyalarımızı kamaraya atar atmaz,
Eskiden "Love Boat" dizisi izlemiş, okula giderken demir yolu boyunca şarkısını söylemiş biri olarak, ilk iş gemiyi keşfe çıktım.


Her şey var...




Gece boyu buralar yolcuların ilgi odağı oldu.
 Lakin baktım ettim, onca Japon arasında bizim çekik gözlü popçumuza rastlamadım.


Profesyonel dansçılar erken saatlerde isteyenlere kısa dans dersleri veriyor.


Çocuklar için palyaçolar adım başı interaktif gösteriler yapıyor.


Bu Macar grup gece boyu aralıklarla sanırım 7 saat sahne aldı ve hepimiz ABBA şarkılarına doyduk.


Herkes pistte. Genç, yaşlı, çoluk çocuk.. Ben izlerken yoruldum.


Buna herhalde baloncuk gösterisi demem lazım. Özellikle çocuklar büyülendi izlerken.
Biz de olsa, her yaz sünnetlerde, doğum günlerinde .. o hooo... paraya para demez bence. Ne dersiniz


Bir de gemi müdiresi elindeki listeden o hafta içinde doğum günlerini kutlayacak yolcuları okuyup sahneye davet ediyor.
Yaşına göre içecekler sunup, herkesleri ayağa dikerek bir kaç dilde "iyi ki doğdun" şarkısı söyleniyor.
Küçük ama sevimli işler :))


Gece yarısını biraz geçe güverteden manzara böyle.
Yılın bu döneminde Beyaz Geceler'i yaşayan bu coğrafyada gökyüzünün renkleri insanı büyülüyor gerçekten.



Bu da gecenin en karanlık anı.
Biz yılın en uzun günü, en kısa gecesi olan 21 Haziran da yoldaydık tesadüfen.



Sabah biraz erken kalkıp gemimizin aralarından son derece yavaş geçtiği yüzlerce adayı seyir için güneşlenme terasına çıktık.


 Bu her biri yemyeşil ve iskan barındıran irili ufaklı adalara hayran kaldım.
Zaten Stockholm adalar ve kanallardan oluşan bir şehir. 
Bu yüzden ona "Kuzeyin Venedik'i" deniyormuş.







 Aaa.. Ben daha Stockholm'ü anlatıcam. Bir sürü laf ettim, daha gemiyi kıyıya yanaştıramadım.
Neyse, olmadı yarıda keser, en uzun post yarışmasından çekilirim ;)


Gelmişiz :) Öyle söylüyor kendisi.

Hah işte!


Uzaklardan görünen Stockholm :)

Şehrin sokakları bir sonraki yazıma kalsın deyip,

Mübarek Ramazan Bayramızı şimdiden kutluyorum.

Güzel ülkemde huzurun, güvenin, sevginin, hoşgörünün hüküm sürdüğü 
nice bayramlar  efendim.

Sevgimle.