25 Mart 2019 Pazartesi

Gülhahe Parkı




Gülhane Parkı adını, eskiden burada gülbeşeker yapan imalathanelerin yeri olmasından ötürü almış. Osmanlı Devleti döneminde Topkapı Sarayı’nın dış bahçesi olarak kullanılmış olan Gülhane Parkı, çok büyük bir alanı kapsıyor. Yaklaşık olarak 100.000 m2’lik bir alan bugün hala korunuyormuş. Tarihi yapısından ötürü araştırmalar sonucunda içinde bir sarnıç olduğu tespit edilmiş. 
Parkın Sarayburnu Kapısı ve İstanbul Kapısı olmak üzere iki giriş kapısı bulunuyor.
Tarihsel süreçte pek çok olayın geçtiği parkta, Sultan Abdülmecit Gülhane Hatt-ı Şerifi olarak bilinen Islahat Fermanı’nı burada okutturmuş. 
Benim ise hayvanat bahçelerinden nefret ettiğim mekan olarak hafızamda ayrı bir yeri var. Çocukluğumda pis kokulu, mutsuz, bakımsız zavallı hayvanların hali içimi acıtırdı. Oraya gitmeyi hiç sevmezdim. Şimdi ne kadar bakımlı olsa da hayvancıkların hapsedildiği bu yerleri sevmeyişim o günlerden mirastır.
Gülhane'yi ben malum şarkı ile anmayı tercih ediyorum.
İşte hikayesi ve sözleri;
Nazım Hikmet, kaçak olduğu ve polis tarafından aranıldığı günlerden bir gün sevgilisi Piraye ile buluşmak ister. Bu sebeple de güvendiği bir arkadaşı ile haber ulaştırır Piraye’ye. Fakat Hikmet’in arkadaşı sanıldığı gibi güvenilir biri değildir. Öyle ki, bu arkadaş polislere ”Nazım, Gülhane Parkı’nda, en ulu ceviz ağacının altında olacak” diye haber uçurur.
Gelgelelim buluşma günü gelip çatar, Piraye’nin hasreti ile yanan Nazım Hikmet, Gülhane Parkı’na gelir. Gelir gelmesine de, her yer polis kaynamaktadır. Derken polislere görünmemek için meşhur ceviz ağacına tırmanıverir. Nazım ağacın tepesindeyken, sevgilisi Piraye ceviz ağacının altında belirir ve kendisini beklemeye başlar. Polisler ise uzaktan Piraye’yi gözetlemekte, Nazım’ın onun yanına gelmesini beklemektedir.
Polisler bir köşede, Piraye ağacın altında, Nazım ağacın tepesinde… Herkes birbirini beklemektedir. Bizim şair ne ağaçtan inebilir ne de sesini duyurabilir sevdasına. Ve çaresiz çıkarıp kağıdını kalemini, o meşhur şiirini yazar: “Başım köpük köpük bulut içim dışım deniz/ Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda/Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz/Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında/Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda/Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl/Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril/Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil/Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var/Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul’a/Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım/Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul’u/Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım....


14 yorum:

  1. Ne güzel bir şiirdir, öyküsü de çok kalp yakıcıymış.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi? Yine de koskoca gövdesi ile şairi ağaçtepesinde düşününce tebessüm ediyorum ben :)

      Sil
  2. Aa, hikâyesini bilmiyordum bu güzel şiirin.

    YanıtlayınSil
  3. şarkının hikayesi çok güzelmiş gerçekten bilmiyordum 😊 Gülhane parkına gitmeyeli çok uzun zaman oldu .. Gülhane parkı deyince zaten aklımıza hep o şarkı gelir ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkın da .... sevgiler canım benim 😊🌸

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hikayeyi bilmeyen ne çokmuş, iyi ki paylaştım. Burada olduğunuz için teşekkür ederim. Sevgiler.

      Sil
  4. Hayvanat bahçelerini ben de hiç sevmiyorum.Ancak Gülhane parkı çocukluğumda dedem ile gittiğim bir parktı.Bana çocukluğumu, dedemi hatırlattığı için hatıralarımda önemli bir yer tutuyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi çocuklarını sürenlere hep iyi anılar bıraksın canım. Dedeli, nineli mutlu anılar :)

      Sil
  5. hiçbilmiyordum ben bu hikayeyi çok şaşırdım çok teşekkürler sevgiler...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, ben teşekkür ederim :) Sevgiler.

      Sil
  6. Gülhane parkının bende yeri hep ayrıdır. Çocukken orada vakit geçirmeye bayılırdım. İlk defa lunaparklarda olan fincan oyuncaklara orada binmiştim. Bir zamanda da panayır gibi bir şey vardı. O zaman maskeler vardı etrafta. Çok korkmuştum. Gülhane parkı benim çocukluğum..

    YanıtlayınSil