7 Temmuz 2020 Salı

Her Ev Bir Ömür - Bir Koleksiyoncunun Sihirli Ev'i

Bugün izninizle ilham veren çok güzel bir kadınla tanıştırmak istiyorum sizi
Sevgili Beyza, bana yüksük koleksiyonumun kazandırdığı blog dünyası dostlardan biri. Şimdiler de yazmıyor olsa da, arada dönüp nAifce de eski yazılarını okuduğum dostum.

Gerçekten naif, nane şekeri gibi bir kadın o. Anlatımlarında, biriktirdiklerinde ve sesinde içinizi serinleten, dünyanın çok güzel bir yer olduğunu hissettiren iyimser, pembe, masum bir şeyler var.
Anne, evlat, mühendis, iş kadını, gezgin, tasarımcı, yazar... ve çok etkileyici bir koleksiyoncu ve arkadaş.

İlk kez 7 yıl kadar önce dikiş yüksükleri bloğumda onu koleksiyoncu kimliği ile böyle anlatmışım.  

Onun eğlenceli çaydanlık koleksiyonundan aynı fotoğraf ile başladım yazıma.



Yıllar sonra geçen Mart ayı başında İstanbul seyahatimde nihayet biraraya geldik. Pandemi öncesi dışarıda yediğim son yemeği onunla paylaşmak enteresan bir anı oldu. 


Sonraki günlerden birinde söz verdiğim gibi onun Sihirli Ev'ine misafir oldum.
Sihirli Ev diyorum, çünkü ev sizi gerçekten büyülüyor. Gözlerinizi şenlendiren onca şey,  aklınızda paylaşmak istediğiniz her düşünceyi muzurca dans ettiriyor. Böylece  biraz ondan, biraz bundan, derken ötekinden, neyi nasıl konuştuk hiç anlamadım inanın. Her şey tanımlanamaz bir tat bıraktı sadece.


En sevdiğim sofra :) Elmalı pay, çay ve çok özel bir dost.
Şimdi bunları yazdığım anda özlemi acı çikolata tadında kahveme eşlik ediyor. 


Bu yazıyı hem onun Sihirli Ev'ini hem sizinle paylaşmak, hem de kendi ziyaretlerim için hazırlıyorum. Özlemi gönlüme düşünce buraya gelir gelir bakarım artık, ne yapayım :(


Burası arkadaşımın hobi odası. O da matruşkalı her şeyi seviyor benim gibi.
Bizim öyle çok şeyimiz birbirimiz gibi ki...


Bu fotoğraflardaki sisi pusu seviyorum.
Hayale imkan tanıyor. 


O bir gezgin ve dünyanın sevdiği yerlerini evine taşıması çok normal değil mi?




Kuklaları, maskları, baykuşları, nutcrackerları, don't distrubları, dikiş yüksükleri, palyaçoları, çocuk kitapları, kalemleri, defterleri...hepsi bir yana, harika el işleri de onun çok yönlülüğünün ve ince zevkinin kanıtı gibi.

i.









O, sanatçı bir annenin kızı ve ışıltılı bir genç kızın da annesi aynı zamanda.


Tüm bu tablolar ve daha fazlası sevgili annesinin eserleri.




Ben yine çaydanlıklarla,


ve çayla veda etmek istiyorum

         
                                                          (mekan; Kirpi - Koşuyolu)

Ve;

 Hayatın renginin GRİ olduğunu biliyorum artık , 
onun için eflatunca , pembece , mavice , lacivertce , yeşilce , kırmızıca , sarıca 
ve nAifce seviyorum herkesi "

Diyor bloğunda.  


ama öyle renkli bir dünyası var ki...


***************

Beyza'cığım, bazı fotoğrafları kaybettim canım.  Sebebi bu mudur bilmiyorum ama seni hissettiğim şekilde anlatamamak da kötü bir duygu.

Ama sen benim seni ne çok sevdiğimi biliyorsun değil mi?


********************

Diğer ömürlük evler de burada .








3 Temmuz 2020 Cuma

Mavi Huydur Bende ve Konuşan Kitaplık




Bir renk değildir mavi
Huydur bende...

Ve benim yetinmezliğimdir
Ve herkesin yetinmezliğidir belki...

Denecektir ki bir süre ve denenecektir
Bir akşamüstünü düşünmek
Bir akşamüstünü düşünmekten başka nedir ki...

Gönül gözü görendedir,
Derinler mavidir...



Edip Cansever






Burası *Huacachina,Peru

Şiir gibi değil mi? Hatta şiirdeki göz gibi.
Ve
şiir de bazen Huacachina gibi.

Burada daha önce de yazdığım gibi bir kaç yıldır Milli Kütüphane de görme engelliler için kitap seslendiriyorum. Aslında seslendiriyordum demek daha doğru olacak. Malum sebeplerden ötürü, dört aydır gidemiyorum. Başka bir dolu şey gibi, kitaplara ses olmayı da çok özledim.

Geçtiğimiz kış aylarında Edip Cansever şiirlerini de seslendirmiştim. Daha önce Turgut Uyar, Özdemir Asaf, Yunus Emre seslendiren ben, Edip Cansever şiirlerini nasıl okuyacağımı bilememiştim. Sonra kendimce sihirli bir formül buldum. Çocukluğumda bazı akşamlar annemle babam sevdiği şiirleri abimle bana sesli okutur, özellikle babam arada düzeltmeler yapardı. Burada biraz dur, hızlı okudun, ama burada biraz üzülmüş şair... gibi.

O upuzun " Han Duvarları" nı böyle şiir gecelerinde ezberledim ben. Otuzbeş Yaş, o yaşa geldiğimde gerçekten yolun yarısı diye hüzünlendirdi beni hep o şiir gecelerimiz yüzünden :)
Şiir defterlerim de oldu yıllar içinde, acemi çekingen şiirlerim de. Hepsi o günlerden. Edip Cansever'in şiirlerini seslendirmeden önce o küçücük stüdyoya tüm ailemi sığdırdım ben de. Çocukluğun pembeli mavili yıllarını da aldım içeri. Sonra su gibi okudum gitti o güzelim şiirleri.


Merak ederseniz Milli Kütüphane Konuşan Kitaplık yazım BURADA

Şiirle kalın ya da bu şiir sizde kalsın.
Hatta mavi sizde huy olsun.



* Huacachina, Peru'nun güneybatısındaki Ica Region'da, nufusu 115 olan bir köy.


1 Temmuz 2020 Çarşamba

Bir İlham Veren Kadın Kahraman Daha - Beatrix Potter





1866 - 1943 yılları arasında yaşamıştır. tam adı Helen Beatrix Potter'dir. 

İngiliz yazar, illüstratör, doğa bilimci ve çevrecidir. Varlıklı bir ailenin kızı olarak 
evde eğitim görmüş, Çocukluğundan itibaren de doğa bilimlerine, 
hayvanlara ve İngiliz kırsal hayatına büyük ilgi duymuştur. Ülkede yetişen sayısız bitki ve mantarla pek çok fosilin çizimlerini yapmış ve ancak kadınların sosyal hayatta sadece bir eş olarak kalması gerektiğini düşünen Viktoryen dönemde ilk çalışmaları sonuçsuz kalmıştır.



1902 yılında Frederick Warne & co. adlı yayınevi tarafından basılan  " The Teal of Peter Rabbit "  adlı çocuk kitabından sonra adı duyulmuş, sonraki yirmi yıl içinde 23 kadar kitap yazmış ve resimlemiştir. Kitabını basan Norman Warne ile yaşadığı aşka sınıf farkından dolayı onay vermeyen ailesine kızıp 32 yaşında gayrı resmi şekilde nişanlanmasına rağmen Norman'ın birkaç ay içinde lösemiden ölmesi üzerine Londra'yı terketmiş ve İskoçya'da bulunan Lake District bölgesindeki Hill Top adlı çiftliği satın alarak buraya yerleşmiştir. 



O dönemde kitaplarından para kazanıyor olmasına şaşıran ailesine inat bölgede başka çiftlikler satın almaya devam etmiştir.


Bölgeye özgü herdwick koyununun neslinin tükenmemesi için çalışmalar yapmış ve Herdwick koyun yetiştiricileri birliği'nin ilk kadın başkanı olmuştur. Şimdiki zamanın kentsel dönüşümü benzeri saçmalıkların o zamanlarda kırsal dönüşüm olarak yaşandığı bölgede hayvancılığın ve tarımın yok edilerek yapılaşmak için çiftlik arazilerinin satışına karşı çıkanlardan olmuş ve çok sayıda araziyi satın alarak çiftlik sahiplerinin çalışmasına devam etmelerine önayak olmuştur. 



47 yaşında iken Lake District'in korunması için aktif olarak çalışan ve arazi alımlarında kendisine yardımcı olan bölgenin tanınmış avukatlarından William Heelis ile evlenmiştir. 
1943 yılında 77 yaşında öldüğünde 16 km2'lik arazi, on altı çiftlik, 
pek çok köy evi ve Herdwick koyunlarından oluşan mal varlığını İngiliz halkına, yani 
National Trust'a bırakmıştır.


Kentsel, ay pardon kırsal dönüşmemiş doğal miras niteliğindeki Lake District ise 
günümüzde şöyle bir şeydir.
 




Beatrix Potter tarafından yazılan, Frederick Warne tarafından basılan "the tale of peter rabbit" 'in 28 bin kopyası 1 yıl içinde satılmış ve 1902 yılında pelüş oyuncakları piyasaya sürülmüştür. dünyanın lisanslı ilk karakteridir.

Çocuk klasikleri arasında yer alan Beatrix Potter'ın başroldeki karakteri. 
"tavşan peter'ın bütün maceraları" Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkmış.
 Orijinal resimleriyle pek  sevimli.

"the world of beatrix potter" adlı bir çay markasına isim anneliği etmiş ilüstratör. kedicikler, fare, kaz ve kurbağa gibi süper çizgi karakterleri hala öykülerden minik alıntılarla bu 
İngiliz çay markası teneke kutularının üzerinde kullanılmaktadır.






Son olarak ;
Bu fincanları sevmeyen var mıdır?




Sağlıkla kalın...



* Arkadaşlarım hayatın filme aktarıldığını söyleyince gidip baktım. Bakmakla kalmadım, bir de izledim... Beatrix'i ayrıca çok sevimli buldum.




28 Haziran 2020 Pazar

Kitap Mim'i - 2. Fasıla




Nerede kalmıştık?

7- İmzalı kitaplara önem verir misiniz? Kitaplığınızda imzalı kitaplar var mıdır, hangi yazarların imzalı kitaplarına sahipsiniz?

Yıllar içinde bunu daha önemser oldum. Çünkü bir bakıyorsunuz varlığından bile şüpheye düşüp, ruhunuzu okuduğunu düşündüğünüz yazar kanlı canlı karşınızda. 
Ve imzası, bir gün bunun kanıtı gibi geliyor önünüze.


Geçtiğimiz yıllarda Lösev gönüllülerine özel toplantılara yazarlar davet edilir, 
küçücük bir salonda (Lösev Dükkanı - Kırkkonaklar) samimi söyleşiler sohbetler yapılırdı. Pek çok imzalı kitabım da o günlerden kalmadır.


2011 de Turgut Özakman Lösev davetlisi olarak Ankara Hilton da bir konferans verdi. İmza, kitap neyse de, öyle güzel bir Cumhuriyet Tarihi söyleşisi yapmıştı ki, ara ara hepimizin gözleri yaşarmıştı. İki yıl kadar sonra da rahmete erdi kendisi.
İyi ki o gün oradaymışım diyorum.


 (bu arada son olarak 311. baskısını yapmış Şu Çılgın Türkler) 

İmzalı kitaplarımdan hemen aklıma gelen bir kaç tane Sunay Akın kitabı var.
 Hatırladıkça üzüldüğüm bir de anım. Sunay Akın'ın ÇSM deki gösteri sonrası benim için çizdiği bir resim vardı. O günlerde kullandığım ajandanın sayfalarında ara ara ünlü şairler yer alıyordu. Elimde görünce aldı, baktı çok beğendi. Sonra Nazım Hikmet'in sayfasını bulup bir İstanbul silueti çizdi, iki de kelime yazıp imzaladı ama o yaz ajandam bir yolculuk sırasında yazık ki kayboldu :(

O güne ait fotoğrafları yine bloğa  Mart/2012 tarihinde yazdığım bir yazıda buldum.

(yaşasın blog!)
 
 
İki koleksiyoner :)


 ve kayıp ajandam:(

Sonra Cezmi Ersöz'ün, Ataol Behramoğlu'nun şiirlerini seslendirdiği iki ayrı sohbet gününden imzalı kitapları kaldı bende. Yine üç kitabını imzalayıp yollayan son dönem yazarlarından Gülsüm Öz. Ortak dostlarımız olan canımıniçi Cemalnur Sargut. Bana çocuk kitaplarının güzelliğini hatırlatan sevgili Mürüvvet Adalı. Kütüphanemde imzalı emekleri bulunan yazarlardan şimdi aklıma gelenler.


8- Açık düzen kitaplık sevenlerden misiniz, yoksa camekanlı ve kapaklı kitaplıkları mı tercih edersiniz?

Camekanlı, net ! Evde açık kitaplıklarımız da var. Bunlar çocukların odalarında kendi okudukları sevdikleri kitapları için duruyor. Büyük oğlumun odasındaki gömme dolap da ayrıca onun kitaplığı. Onun bir bölümü kapaklı ama. İçinde her rafta öne doğru üçer dörder sıralı kitaplar var. Elinin altında olmasını istedikleri açıkta sadece.




 Toz alma işini abarttığımdan olsa gerek, seçeneğim varsa camekanlı kitaplık tercihim.Yapı olarak içini göremediğim şeylerden korkarım zaten oldum olası. Benzer şekilde dibi görünmeyen sulardan, palyaçolardan, maskelerden de rahatsız olurum.  Seyahat sever biri olarak gitmek istemediğim tek karnaval Venedik Karnavalıdır bu yüzden :)

9- Kitaplığınızdaki en değer verdiğiniz kitap ya da kitaplar hangileridir?

Ah işte nihayet beklediğim soru!

Hani 1. Sorunun cevabında beni okula bir yıl önce almayan, annemi de bir güzel paylayan  müdürümüz vardı ya. İşte onun da imzaladığı bir başarı ödülü olan 

Doğan Kardeş Yayınları'ndan Dede Korkut Masalları.


Ara ara kuşe kağıda basılı renkli çizimleri ile  benim için hala çok özel çok güzel.



***
Diğerleri ise;



Birinci Kısım
Sokak Çalgıları

Diye başlayan "Sahne Işıkları". Filmi çok iyi bilinen  "Limelight"
Yazarı Charles Chaplin 

Film 1952 yılının Ekim ayında gösterime girmiş.  Kitabı daha eski elbette ama benim elimdekinin kapakla birlikte ilk ve son sayfaları olmadığından ülkemizde kaç yılında basıldı, bendeki  kaçıncı baskıdır bilmiyorum. Bildiğim cep boyutundaki bu güzel kitabı annemin de okuduğu. Resimli Roman seven annemin  elinde gördüğüm ender kitaplardan biri olması da onu çok özel  kılıyor gözümde.
Bunu bilen can arkadaşım okumak için aldığında kendisi ciltlemişti bu minicik kitabı.

***
Büyük abimin kitaplığından bana kalan, şimdilerde Alp'in kütüphanesinde olan iki kitap daha
var ki, onlara da garip bir şekilde gönülden bağlıyımdır.

Tek ciltte toplattığımız (eskiden ciltciler vardı) aslında karton kapaklı 4 ciltten oluşan

1969 basımı Fatih Sultan Mehmet 
ve 
1962 basımı Yavuz Sultan Selim Ağlıyor


ve de elbette


Vadideki Zambak

Gün Basımevi
İstanbul - 1953

10- Kitaplığınızda henüz okumadığınız kitaplar için ayrı bir raf var mıdır, yoksa karışık mı koyarsınız ya da okunmamış kitapları ayrı bir yerde mi muhafaza edersiniz?

Kitapları okumadan kütüphaneme yerleştirmem. Küserler sonra :)
Şaka bir yana onları mutlaka yatak odasında göreceğim yerlere koyarım. Genellikle başucuma. Son zamanlarda sehpaların, masanın üzerilerine de arada açıp bir iki sayfa okumaktan mutlu olacağım kitapları koyuyorum. Pandemi günlerinin yan etkisi olsa gerek.
Ortalıktaki kitapların bazıları şöyle;
-Dünya Harikalarını Keşfedin
-Rubailer- Ömer Hayyam
-YunuS Emre ve Şükrü Erbaş'ın Otların Uğultusu Altında 


11- Son olarak bir oyun yapalım, kitaplığınızın ilk rafına gidiyor ve sol baştan başlayarak kitapları sayıyor, yaşınıza denk gelen kitabın adını yazıyorsunuz.

Orhan Pamuk ve yazarın bence en kolay okunan, en ince kitabı - Kırmızı Saçlı Kadın


***********

Unutmadan, bir kitaplığım da Küçük Ev de var. 
Küçük Ev de küçük bir kitaplık ve bakır bir kazan dolusu kitabım duruyor.
Evet, yarım asırda portakal sandığından bakır kazana geldi benim durum :) Kitaplık dediğim de eski bir tv altlığı oluyor. Geçen yazlardan birinde aşka gelip beyaza boyadığım.
Nasip olur bu yaz gidersem adam gibi bir kitaplık alırım artık diyorum.



Mim burada bitti.

Bol fotoğraflı,  çokca hatırlamalı, uzun bir yazı oldu. İyi oldu. Uzun zaman yazmadığım bloğumun da sanırım gönlü oldu böylece ;) Kitap dünyasının ne kadar büyülü olduğunu bana hatırlattığın için
çok teşekkür ederim sevgili Leylak Dalı.


***********

Telefonumda "ne yapıyorsun" sorularına karşılık çektiğim fotoğraflardan 
Tülin'in okuma halleri
diye bir seçki yaptım. Onlar da burada dursun. Nasılsa telefondan silinip giderler sonunda.


Sütü taşırmamak için başında beklerken,


yatarken,


mutfak masasında yemeğin altı tutmasın diye nöbetteyken,


çay ve eklerin eşlikçisi olarak kitap.


Evin dağınıklığını görmemek için gözümü satırlara dikmişken :)


Alp ile okuma saatlerimizde eski pufa pijama ile ayak uzattığımda.



hatta elektrikler kesilmişken, biten kitabın notlarını mum ışığında yazarken hep kitap.


Siz de sevgi ve kitapla kalın efendim.
Mutlu Pazarlar :)




27 Haziran 2020 Cumartesi

Kitap Mim'i

Sevgili Leylak Dalı "Bıktım pandemiden, gün saymaktan, yeni normalden, eski anormalden, maskeden, bulaştan, mesafeden, turkuaz renki ölüm-dirim tablolarından. her gün aynı şeyleri yapıp yazacak birşey bulamamaktan diyor ve belki ortalık biraz canlanır diye bir mim uyduruyorum. En sevdiğim şeyi konu ediyorum, kitaplar ve kitaplıklar, katılmak arzu eden yorum bıraksın ve sayfasında paylaşsın.  "  Demiş.

Zaten hazırda son okuduklarımı yazıp bıraktığım bir taslak vardı, ondan yürürüm ben dedim :)
Hadi bakalım. Soru - Cevap şeklinde ilerleyecek bu yazıda neler yazacağımı ben dahi merak ediyorum şu an.



1- Kitaplığınız temelleri ne zaman atıldı, ilk kitaplığınız devam mı yoksa yıllar içerisinde yeni kitaplıklar mı oluşturdunuz?

Okuma yazmayı öğrendiğim yıl benim de evde bir portakal sandığım oldu.
Şaka falan değil, ahşap  bir portakal sandığı ilk kitaplığımdı.
İki abim, annem, babamla yaşadığımız o tavan yüksekliği eninden büyük evde abimlerle benim birer sandığımız vardı kitaplarımız için. Benimkinin içine önce Ayşegüller geldi. Sonra Tinalar ve çocuk kalbimi acıtan Kemalettin Tuğcular... Hatta ilk Kemalettin Tuğcu kitabımın adı da aklımda;  "Altın Bilezik" . Kitaplarım çoğaldıkça bir kitaplığa sahip olmak en büyük hayalim oldu. Henüz okula gitmeden ve de okuma yazmayı bilmeden  küçük abimin elini tutup Çocuk Kütüphanesinin yoluna düşen benim için kitaplarım bir hazineydi. Portakal sandığım ise hazine sandığı.
Nasıl severdim o kütüphaneyi. Bir caminin servili yemyeşil bahçesine bakan bir taş binaydı. Abimler okulun yaz tatilindeydi. Her gün değilse de sıklıkla yolunu tutardık  kütüphanenin. Görevli kadın personel, bana bol resimli kitaplar verir, bunları uzun masaların birinde değil de, yere yakın pencerelerin geniş pervazlarının içine oturarak karıştırmama hiç kızmazdı. Bazen sıkılır pencerenin demir parmaklıklarının dışındaki bakımlı güzel bahçeyi izlerdim.  Yine de serin ve loş sessizliği ile içinden demir yolu geçen şehirde ne evimiz, ne de sokaklar...en sevdiğim yer o kütüphaneydi.

Bir gün resimlerin altındaki kocaman bir "A" harfine bakıp, okumak nasıl bir şey ki? diye düşündüğümü hatırlıyorum. Okumayı bilenler üstün insanlardı sanki. Bu yüzden en yakın arkadaşım benden bir yaş büyük Demet o sonbahar da mahalledeki okula kayıt yaptırınca ben ısrar kıyamet annemi zorla o okula götürmüştüm. Çok değil 2 yıl sonra bana başarı ödülü olarak bir kitabı imzalayacak olan müdür bey kaydımı yapmamış, üstelik annemi de azarlamıştı. Hanım bu çocuğu başınızdan mı atmak istiyorsunuz? diye. Annem de kıpkırmızı kesilip ne münasebet? O tek kız çocuk ailemizde demişti.

Hayat bana aynı anda üzülüp sevinebilmeyi o gün, o müdür odasında ayakta duran annemin elini tutarken öğretti vesselam :)
Ah! soru neydi?
Kitaplık hayalim uzun aman bekledi. Şimdi evimde hemen her odada kitaplıklar ve salonumda benim çizip ölçülendirdiğim bir kütüphanem var. Yani ilk haline ilaveler yapsaydım, evimin duvarları şehir halinde ahşap portakal sandığı bırakmazdı. Hoş artık meye sandıkları da çirkin plastiklerden. 



Kütüphanem aynı zaman da yüksük koleksiyonumu da barındırıyor için de.
zaten yüksüklerimin de her biri bir kitap :)



 ***********************

2- Kitaplığınızdaki en eski kitap hangisi, fotoğrafını da koyabilirsiniz?

Bunu daha önce blogda yazmıştım  sanırım. Bakayım...
iŞTE BULDUM!



Vadideki Zambak
Gün Basımevi - İstanbul 1953

Bu kitabın hikayesi ise   BURADA


****************************************


3- Kitaplığınıza ilave ettiğiniz en son kitap hangisi, fotoğrafını da koyabilirsiniz?


Kütüphaneme son olarak bir kaç kitap birden geldi Kitapyurdu'ndan.


Bir de Yıldız Kenter: Tiyatro Benim Hayatım


4- Kitaplığınızda bir başkasından alıp iade etmediğiniz kitap ya da kitaplar var mı? İsimleri neler?


Var :) Hepsi büyük oğlumun kitaplığından.  Kimini gerçekten unutmuşum ( yine de nedense karidor sonundaki odasına gitmiyor onlar )   kimi de ona unutturduklarım. 
En son  M . Ende lerini unutturdum :) Ama onun öyle çok kitabı var ki.
Bu arada o da benimkilerden cebren ve hile ile eksiltiyor.

****************************


5- Kitaplığınızdan bir başkasının isteyip geri getirmediği kitap ya da kitaplar var mı? Hatırlıyorsanız hangileri?

                                                         ( GÖRSEL BENİM DEĞİL )

İlk kaybım bir cilt Tina idi :(  Dayımın çocuklarına vermiştim gitti ve dönmedi...
Sonrasında okuyup sevdiğim pek çok kitap verdim arkadaşlarıma ve çoğu da dönmedi.
Yaşadıkça gidip dönmeyenlerim sadece kitaplarım olsaydı dedirtti hayat. 
Çok da üzülmedim yani. 10 yıl önce bu kaybı buloğumda  BURADA anlatmışım yine de.

 
6- Kitaplık düzeniniz neye göredir? Yazar adı mı? Yayınevi mi? Kitaplığa giriş zamanı mı? Rastgele mi?


Bu iş biraz karışık aslında. Şöyle ki ;  Atatürk ile ilgili yayınlar yazanı, yayınevi neresi olsun yanyana duruyorlar.  Şiir kitaplarım ve biyografiler de yazar ve yayınevi gözetmeksizin bir sıradalar. Kalanlar yazarlarına göre ayrılmış durumda. Sadece Altın Kitaplar tam olmasalar da hala seri halde en üst rafta duruyor.

********************

Ben yine anlatmaya Hz. İsa dan başladığımdan uzun bir yazı olacağı kesin :)
İyisi mi bu gece bu kadar olsun. Kalan soruları bir sonraki yazımda cevaplarım.  
Hem çok uykum geldi benim. Yıllardır düşünmediğim şeylerle nasıl uyuyacaksam artık.

Çocukluğun dileği ile; herkese  Allah rahatlık versin :)