26 Temmuz 2020 Pazar

Şarkılar ve Özdemir Asaf


                                                               (Ulus-Gramafon Kafe de yağmurlu bir gündü)
ŞARKILAR
Her şarkının götürdüğü yer başka,
Hepsi başka başka sinmiş içime.
Biri, Büyükdereye götürüyor,
Biri on altı yaşımın Kadıköyüne.
Kimse sevgimi bilmez şarkısı
Eskiden ağlatırdı beni;
Şimdi düşündürüyor...

Ne zaman şiir vakidir deyip bir şairin mısralarını paylaşmak isteği duysam herkes den önce Özdemir Asaf geliyor, kuruluyor sayfaya. Diğerleri peşinden...
Bazı şiirleri daha az biliniyor ya, ille de onları mutlu etmek istiyor benim de gönlüm.
"ŞARKILAR" da onlardan biri işte. 
Kimse sevgimi bilmez şarkısını da dinledim defalarca. Bir film müziği duygusu veren güzel bir tango benim için. Biliyor musunuz şairin 61 yıl önce ikinci baskısı yapılan bir kitabı var bende. Hazine sandığımın en değerli parçalarından biri.

Bu güzel kitapla yolculuğumuz bile var Kars'a. Doğu Ekspresi ile şiir gibi bir seyahat yapmıştık Alp ile serhat şehrine.

Benim de yolculuklarda yanımda mutlaka kitap olur. Çoğunuzun yaptığı gibi gün evvel onlar yer alır sırt çantamda. Mutlaka bir de şair alırım yanıma yaşanacaklara tanık gibi.

Masada yollar,




bilekte marteniçka. Ah benim yorulmaz, uslanmaz Balkanlı ruhum.



Bir kaç yıl önce ÇSM'de Özdemir Asaf sergisi vardı. Gezmelere doyamamış, sonra gelip burada size de anlatmıştım.

Bu günün anılar kombini Özdemir Asaf'lı.
Masa örtüsü annemin pamuk ellerinden ,
61 Yıllık Özdemir Asaf abimden,
Üzeri çiçek desenli ahşap kalem kutusu ise çocukluğumdan. 
Neşeli günlerden, çok kar yağan yıllardan, kömür kokan sokaklardan. Sarı bereli sarı saçlı kızdan.
Şiirli günler dilemeden, Ankara da bir sevimli müze var diyeyim. Şairlerin, yazarların yolumuzu gözlediği. Bence aralarında konuşmaktan yorulmuş, bizi bekliyorlardır.


21 Temmuz 2020 Salı

Kahve Zamanı - Ukrayna

Kahvenin çaydan çok sevildiği bir ailede büyüdüm ben.  Bu yüzden çocukluk anılarım mis gibi taze çekilmiş kahve kokar. Kokunun hafıza ile olan vefalı birlikteliğinden olsa gerek, ya bir koku anıları çağırır ya da anılar koluna kokuları takıp gelir bana.




Her cumartesi ziyaretine gittiğimiz babaannem, hepimize sütlü kahve ikram ederdi.
Büyüğe de, küçüğe de. Sen küçüksün, sana sadece süt demezdi örneğin.
Hala gözümün önüne ağzından eksik olmayan sigarası ve elindeki cam bardakta üzeri kaymak bağlamış sütlü kahvesi ile gelir. 

Anneannem sigara kullanmazdı ve kahvesini sütle yapmazdı. Zaten babaannemle tek ortak noktaları ikisininde neredeyse temizlik delisi olmasıydı. Eminönü'nden aldığı  çekirdek kahveyi kendi kavurur ve el değirmeninde çekerdi.  Kahve kavanozunun dibi hiç bir gün görülmez, bitmeden mutlaka yenisi alınırdı. Rahmete erdiğinde sadece pirinç kahve değirmeni benim olsun istedim. Çünkü ilerde bir gün, o katlanır kolu özenle yerine takıp, ince bir gıcırtı eşliğinde ninni söyler gibi çeviren yumuk elleri hatırlayan sadece ben olacaktım. Biliyordum.

Her akşam mutlaka orta şekerli kahvesini içen babam öğretti bana kahve yapmayı.
Yemekten hemen sonra kahvesini içer, tabağına da ertesi günün okul harçlığımı koyardı.
Yani emeğe, emekçiye değer veren biriydi :))

Hem güzel kahve pişirmenin inceliklerini, hem emeğin bir karşılığı olduğunu, hem de harçlığımı hak etmem gerektiğini öğrendiğimde henüz ilk okul 3. sınıftaydım. Ömrünce iki kuruş biriktirmemiş, mal mülk sahibi olmayı avam zihniyeti bilmiş güzel babam  bunu niye adet edinmişti hiç bilmiyorum.

Fark ettim de, kuralcı kişiliğimin temellerinde babamın da bir kaç kürek harcı varmış meğer.

Neyse efendim. Ukrayna'dan gelen fincanla, kahve konusu buralara kadar geldi. 
İyi de oldu. Yoksa ben ne bulup ne anlatırdım bu yayın bolluğunda  ;)

Şimdi gidip kendime bir kahve yapayım.
Hatta bir de kahveli müzik açayım. Kahveli müzik miii? demeyin.
Ezginin Günlüğü ne de güzel çalar, söyler;

"Fincana kahve koydum gel, Bugün şeytana uydum gel Ay doğdu dağın üstünden, aman aman Dallarda beyaz çiçekler "

diye.





* Diğer kahve hikayeleri için sizi   BURAYA  alabilirim.

*Babamı da BURADA anlatmıştım.



20 Temmuz 2020 Pazartesi

Giritli Kamuran'ın Yeri - İzmir





Bir punduna getirsem, uzun  uzun yollardan sana gelsem.

Bahar olsun ama... İlk, son, hangisi olursa, fark etmez. İmbat zamanı Kordon daki Giritli Kamuran'ın yerine gitsek.

 Asuman'ın dantellerinin serildiği masada salçalı fesleğenli tost yesek. Kimseleri beklemesek (!) Beklediklerimiz gelmiş olsa ya da biz artık gelmeyecekleri beklemekten vazgeçmiş olsak.

Kahvemizi içerken Kamuran'ın Asuman'a yazdığı sevda mektuplarını okusak.
Okul tatillerinde birbirimize yazdığımız uzun, upuzun mektupların kaybına bir kez daha yansak.

Sen bana ciciannem'in bir türlü diktirip giyemediği ördekbaşı yeşili döpiyesini çizsen.

Ben kalbim pır pır bir yerlere gidecekken, senin beni tekrar önüne alıp söylene söylene saçımı topuz yapışını, göz kapaklarıma illede yeşil kalem sürüşünü  anlatsam sana yeniden. Özel zamanlarda saçımı hala topuz yaptığımı ama yeşil kalemden çoktan vazgeçtiğimi söylesem.

Sonra uslanmaz aşık Mithat'ı yine Türkçe öğrenmiş Fransız taklidinle işletsek :)) 
Ya biz çok kötüyüz derken ve buna gönülden inanmışken karnımız acıyana kadar gülsek. 

   Muhsin Erturul Sahnesi'nde, "Women in Love" da bütün bir koreografi su gibi akıp giderken ve seninle sahnenin iki ayrı köşesine uçmuşken benim her defasında o köşede kalakalmamı ve senin beni kurtarmanı hatırlatsam.

Hani bir teneffüs sırasında sen tutturmuştun kan kardeş olalım diye. Ben dünden razıydım da parmağımı delip kan çıkarmaktan korkmuştum. Sen elindeki pergelin sivri ucunu hart diye batırmış, sonra da "şimdi bu kanları içcez" demiştin. Ben birbirine sürtsek olmaz mı? diye ne kadar ısrar etsem de sonunda sen  kazanmıştın. Sence bir kaç damla ile de olsa hala birbirimizin damarlarında
dolaşıyor muyuzdur? Bak buna  birlikte kafa yorsak (!) mesela.

Dışarıda kış akşamının soğuğu, stüdyoda  Childern of Paradise'ı çalışırken her defasında Yonca'nın "Konyakçı" çizmelerine bakıp dansı mansı unutup nasıl gülme krizine girdiğimizi konuşsak.

Yine dolaptaki nane likörünü, masadaki gırgır dergisini paylaşsak.

Hangi sahildeydik unuttum ama (kesin sen hatırlarsın) bir deniz kenarında Nejat'ın getirip aramıza attığı Sezen'in son kaseti için birbirimizi nasıl acımadan tırmaladığımızı hatırlasak.... Sen biraz utansan, ben biraz intikam alsam.

Sen Feride ile Hale'nin taklidini yapsan yine, ben Heidi'nin. Sonra zilyonuncu kez gülsek bunlara.

Dedim ya...

Bir punduna getirsem, uzun  uzun yollardan bu sonbahar ben sana gelsem. 





* Giritli Kamuran'ın yerine hiç gitmediğimi belirteyim bu arada.Bir yerlerde karşıma çıktı. Gidip baktım, tam benlik :) Gitmişken bu fotoğrafları almıştım. Kimlerin bilmiyorum . Bu yüzden link veremiyorum, kusura bakmasınlar artık.Hem kötüye kullanmadım ki ;)

** Bugün Yonca aradı. Nane likörünün onun başının altından çıktığını söyledi. Bak her muzur şey benden değilmiş, adım çıkmış sadece :)



** 

17 Temmuz 2020 Cuma

Perşembenin Suçu Ne?



.

“İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemeli”
dermiş Goethe.

Bence herkes buna kendi ruhuna iyi geldiğini bildiği bir iki şey daha eklemeli.

Ben örneğin, bir parça yeşillik görmeli, bir iki çiçekle konuşmalıyım. Yağmur, kar, rüzgar, güneş demeden balkona çıkmalı, hayatın her koşulda süregiden coşkusuna, her defasında yeniden şaşırmalıyım. Laf aramızda bütün bunların yetmediği zamanlarda olmuyor değil. 
O vakit hayatın gönlümü dengede tutan tahterevallisinde niye hep aşağıda kaldığımı düşünürüm. Kimbilir, belki bir gönlü kırmış, pamuk bir kalbi küstürmüşümdür ? Oysa iyi bilirim dost değerini. Yani kolay harcamam öyle kendimi de, emeğimi de :) Burada her şeyden gerekli gereksiz laf  ürettiğime bakmayın. Ben de çoğunuz gibi karşımdakinin yaşadıklarımı tümüyle bildiğini sanmak gibi bir tembelliğin içinde oluyorum zaman zaman.

Neyse ki bugün Cuma :)
Arınmanın, mutlu etmenin, gönül almanın tam zamanı !

Şimdi perşembenin suçu ne demeyin n'olur.
Onu da pek severim :)
İnanmazsanız kendisine sorun !


14 Temmuz 2020 Salı

Arkadaşlarını Koru


Teşekkürler "MOUSESHOUSES"


Bana fareleri dahi sevdiren blogda hediye edilen bu afişi paylaşmazsam kendimi neredeyse vefasız hissedecektim.


Yıllardır takip ettiğim bu sevimli dünyadaki her paylaşımda detaylar beni hayrete düşürüyor. Hele özel zamanlarda, noellerde, paskalya, cadılar bayramı dönemlerinde bu ailenin çizimlerini merakla bekliyorum.



* Çoğumuzun farelerden irite olmasının nedeni o incecik ve gövdesine oranla uzun olan kuyruklarıymış biliyor musunuz?
Kuyrukları görmezden gelin, zamanla alışıyor ve seviyorsunuz hatta.




Kitap da oldular!

Wall Street Journal tarafından 
"Best New Childern's Books" arasında gösterilmiş Maggie'nin kitabı.