30 Kasım 2020 Pazartesi

Çocuklar için

 






Merhaba dostlarım :)


Haftalar oldu buradan sizlerle yeni bir şey paylaşmayalı.  En son öyle güzel bir rüyaya ortak etmişim ki sizi. Onun tılsımı kalmış sanki sayfada :)
 
Şimdi ise  kış geldi. Her kıştan farklı bu kış üstelik. Tüm dünya kaygılı, yorgun, küskün son bir yıldır yaşananlara.  Ben de çoğu zaman sanki tüm güzel şeyler bir büyücünün kalesinin karanlık mahzeninde kilitli kalmış gibi hissediyorum :(


Oysa çocuklar var, savaşçı yürekli, her biri kahraman çocuklarımız. 
LÖSEV çocukları bu yıl da hediye beklerler mutlaka. Küçücük şeylere kocaman tebessüm eden meleklerimiz onlar. Hem bizim de paylaşmanın mutluluğunu kalbimizin ta içinde hissetmeye bugünlerde daha çok ihtiyacımız yok mu ?
                                         
 
  "Kimse kendisine ışık tutamaz,güneş bile"   

Elbette ancak çevremizi aydınlattığımız zaman ışık içinde olabiliriz.

Hani hep daha çok aydınlık istiyoruz, hani gün be gün kararan umutlarımız için ışık arıyoruz ya.
Bir kez daha ışığımızla başka kalpleri aydınlatmaya ne dersiniz?

Bana yazın lütfen.
Eğer  çocuklarımız için gönderileriniz olabilecekse

Hediyelerinizi kargoya vereceğiniz son tarih  15 Aralık 2020 olsun.

Bu satırları okuyunca gülümseyen hepinizde adresim var zaten.Olmayanlar bana e-posta yazabilirler.

tlnbozkoyunlu66@gmail.com.tr

Bakalım bu defa kimlerle el ele yürüyeceğiz.
Ben şimdiden çok heyecanlıyım :



Son bir şey;
Çocuklarımız için yeni yıl kartpostalları hazırla mısınız?
Hazır kart da olur. Yeter ki içine, arkasına sizin elinizden bir kutlama yazılmış olsun.
 

Son ikinci şey :))
Lösev ile görüştüm, yepyeni, sevgi ile hazırlanmış hediyelerimizi memnuniyetle kabul edeceklerini söylediler.


Yeni Yılda Benimle Birlikte Kalpleri Aydınlatır mısınız?





Günlerdir yazmaya çalışıyordum dostlar.
Tam taslaklarda duran satırları silecektim ki, vazgeçtim. Ben kendimi biliyorum.
Sizinle konuşuyormuşum gibi yazmazsam, yazamıyorum.

Neler mi yazmaya çalışmışım?  Bakalım mı?

******

16.Kasım      Kış geldi, yeni yıl da kapının ardında. Her kıştan fatklı bu kış üstelik. Tüm dünya kaygılı, yorgun, küskün bir yıldır yaşananlara.  Sanki tüm güzel şeyler bir büyücünün mahzeninde kilitli kalmış gibi hissediyorum.


17.Kasım Çocuklar var, bizim çocuklarımız. LÖSEV çocukları hediye beklerler mutlaka. Sevgiyi kalbimizin içinde hissetmeye daha çok ihtiyacımız var şimdi. Bir güzel etkinlik hazırlamalı. İçimdeki bu sevimli telaşı anlatmalı, haydi yine birlikte yapalım bu işi, neler neler yapmadık ki! demeli.                                                 

18.Kasım     Nasıl başlasam bilemedim bu defa. İçimden bir ses "bunca zaman söyledin ne varsa" diyor. Diyor da ben ne yazıp, ne anlatacağım da yeni bir seneye adım adım yaklaştığımız bugünlerde Lösev deki çocuklarımızın kalplerini ısıtacağız ?

20.Kasım     Yoldayım, bir şeyler   okuyorum. Sıkıcı, abartılı, arada paragrafları atlıyorum.
Derken bir cümle  ok gibi saplanıyor kalbime.

       "Kimse kendisine ışık tutamaz,güneş bile"   yazıyor.

Evet ya! Ancak çevremizi aydınlattığımız zaman ışık içinde olabiliriz.

Hani hep daha çok aydınlık istiyoruz, hani gün be gün kararan umutlarımız için ışık arıyoruz ya.
Bir kez daha ışığımızla başka kalpleri aydınlatmaya ne dersiniz?

Yaşadık daha önce biliyoruz. Kaynağından çıkan o ışık her seferinde dev bir prizmada kırılıp kat kat artarak, göz kamaştıran renklerle bize geri dönmüyor mu?





Şimdi;
Siz de ışığınızla kalpleri aydınlatmak isterseniz bana yazın lütfen.

Hediyelerinizi kargoya vereceğiniz son tarih 20 Aralık 2016 olsun.

Bu satırları okuyunca gülümseyen hepinizde adresim var zaten.Olmayanlar bana e-posta yazabilirler.

tlnbozkoyunlu66@gmail.com.tr

Bakalım bu defa kimlerle el ele yürüyeceğiz.
Ben şimdiden çok heyecanlıyım :)



( Lösev ile görüştüm, yepyeni, sevgi ile hazırlanmış hediyelerimizi memnuniyetle kabul edeceklerini söylediler )





Son bir şey;
Çocuklarımız için yeni yıl kartpostalları hazırla mısınız?
Hazır kart da olur. Yeter ki içine, arkasına sizin elinizden bir kutlama yazılmış olsun.




16 Eylül 2020 Çarşamba

Bir Peri Masalı

 



Geçtiğimiz günlerden birinde sevdiklerimiz, sevenlerimizle pembe bir masalın içindeydik biz.
Küçüğüm sevdiceğine, hayatımız yepyeni bir aydınlığa kavuştu.
Işığımız, sevincimiz çoğaldı birden.


Gün öğlene varmadan çaldık kapıyı.


Gelin hanımı almak için bayağı güçlü bir ekiple (!) gittik.






Davulla, zurnayla aldık güzel gelini.
Biraz da ağlattık galiba.

Bana kalsa "Üzülme annesi. Gözü gibi bakar kızınıza Ankara bebesi"
 yazdıracaktım gelin arabası arkasına :)) 


                        Çocukluk arkadaşımla mutlu mesut yola koyulduk  sonra.

İyi ki dediğim, yemyeşil bahçemize gittik. Çınar Kasrı İncek'de çok güzel, bu pandemi döneminde tüm kuralları uygulayan, çalışanların en küçük detay için bile p ervane olduğu bir mekan. İlk gittiğimizde Ocak ayı idi ve  ayaklarımız bileğe kadar kara gömülüyordu.O halinde bile çok beğenmiştik burayı. 


Evde zaten birlikte olduklarımızla böyle,


aylar sonra görüştüklerimizle böyle olduk.




Bir nikah da burada kıyıldı. Etti 3!


İlk dans, mekana adını veren sevgili çınar ağacı altındaydı.






Bu tabloda yılların emeği, sevgisi ve fedakarlığı var.
Çünkü çocuklar bugünü 12 yıldır oya gibi işledikleri aşkları ile inşa ettiler.
Anadolu lisesinin ilk yılında başlayan arkadaşlıkları okullar bitirilip her ikisinin kamu görevlisi olması ile evlilik yoluna girdi. 
Her şey ile kendileri ilgilenip bize çok da iş bırakmadılar. 
Gören doğum günü partisi düzenliyorlar sanacak. diyordum hep :)
Bana ömrümün en güzel, en mutlu gecelerinden birini yaşattıkları için onlara müteşekkirim gerçekten.




Bu resim için ne çok beklediler.

*********************





Zor bir yaz geçirdik. Normalde zaten sıkıntılı bir süreç olan düğün öncesi, sürekli değişen kararlar ve kısıtlamalarla organizasyon değişip durdu. Sonunda hepimizin çok içine sinen, çok mutlu olduğumuz bir gün ve gece yaşadık şükür.
Biz "en gençler" saatler sonra diğerlerinden ayrılıp geceyi çorbacıda sonlandırdık.


Ertesi gün çocukları yolcu etmeden pasta bile kestik.
Bal böcekleri küçük evde tatil yapıyorlar şimdi.
Her gün Assos dan, Cunda dan, Ayvalık dan kısaca en sevdiğim yerlerden bana gülen fotoğraflar gönderiyorlar.


Varsa sizin de sabırla beklediğiniz mutlu sonlar, dilerim hemen gelip sizi bulsunlar.

Mutlu olmaya bugün dünden daha çok ihtiyacımız var çünkü.





18 Ağustos 2020 Salı

Kahve Zamanı-Kahve Dünyası Eskişehir

Çok uzun zaman önceydi. 
Şimdi dönüp bakınca "çok uzun"dan daha da uzun bir zaman gibi geliyor bana.


Sevdiklerimizle korkusuz ve kuşkusuz bir yerlere gidip oturduğumuz, 
içimize sine sine bir şeyler yiyip içtiğimiz zamanlar.


Bu kırmızı opalin avize altında geçen, mis kokulu akşam yine de dün gibi.





Bu şekerleme kutusu gibi evler bir Eskişehir de, bir de Çanakkale de mutlu tebessümler  yerleştiriyor yüzüme. Hiç böyle bir evde oturmuş olmasanız da sizi eski zamanlara, çocukluğunuza, anne babanızın gençliğine, komşularla kocaman bir aile gibi yaşadığınız zamanlara ışınlıyor.


Atlı Han

Her gittiğimde lüle taşı dikiş yüksükleri aldığım, bir dolu anı barındıran yer.




Şimdi içimde garip bir istek var.
Hiç bilmediğim bir şehre gitsem. Havada bahar esintisi, sokaklar tenha olsa.
Ben tüm günlük telaşlardan azat olmuş, öyle sakin sakin dolaşsam.
Kafamı kaldırıp baktığımda masmavi gökyüzünde pamuk kümesi bulutlar,
yol boyu ağaçlar, çiçekler, böyle sırdaş evler görsem.

Melih Cevdet Anday'da böyle hissettiği bir günde yazmış olmalı şiirini.


Bir Misafirliğe Gitsem

Bir misafirliğe gitsem
Bana temiz bir yatak yapsalar
Her şeyi, adımı bile unutup
Uyusam...
Kalktığımda yatağım hala lavanta koksa
Kekikli zeytinli bir kahvaltı hazırlasalar
Nerede olduğumu hatırlamasam
Hatta adımı bile unutsam....

**********
Diye.




6 Ağustos 2020 Perşembe

Ben baktım, o geçip gitti

Kah pencere pervazına dayadım dirseklerimi baktım.
Kah balkon küpeştesi kenarına bir sandalye attım. Bir kaç akşam serinliği parkdaki çamların altında karanlıkta izledim geçip gidişini... Bütün ayrılışlar gibi incecik sızlattı içimi  ama o yine de gitti.
                                                     ( kuşlara yem, bana kahve)

Eğer Ankara da yaşıyorsanız, Temmuz ayı bitip giderken Yaz'ı da koluna takacağını bilirsiniz

Ağustos da gündüzler hala sıcak olsa da, geceler serin serin dolar açık pencerelerden içeri. İnce de olsa omuzlara atmaya bir şey arayınca terk edilmişlik gibi bir hüzün duyar insan. Oysa baharları severim en çoğu. Ne kış, ne yaz... Yine de kış giderken zil takıp oynayasım gelirken, yaz biterken üzülürüm. Ananem "yaz fakir mevsimidir" derdi. Ne olsa giyer, her yerde yatar, ne yesen doyarsın. Bu düşüncenin insana özgürlük sağlayan tarafı bana hep iyi gelir. 
Ondan galiba bu hüzün.

Evde küçük oğlumun evlilik telaşı yaşanırken, dışarıda bin bir tehlike  varken ve ben kronik bir hastalığın sahibi iken bu sene yazlığa da gidilmedi tabii. Uzun zaman olmuş tüm sıcakları Ankara da yaşamayalı. Sebep bu kadar güzel olunca, varsın deniz, zeytin ağaçları, komşuda sabah kahveleri, mehtapta yüzme serüvenleri beklesin dedik. Bekliyorlar... Eylül de inşallah. Zeytinlerin renginin dönmeye başladığı, bizim oralarda denizin en güzel olduğu ayda kısmetse.


Umutlu bir tebessümle veda edeyim :)